Cute Light Pink Flying Butterfly

Translate

27 Nisan 2016 Çarşamba

Elimden Gelen Sadece Bu

~

Düşündüğüm şeyleri açık açık paylaşmak benim için de artık bir utanç kaynağı. Evet paylaşmazsam patlayacak gibi oluyorum ama artık gerçekten utanıyorum. Olduğumdan daha güçsüz göründüğümü biliyorum. Her durumda sadece ağlayan hastalıklı bir beyne sahip aciz bir yaratık gibi göründüğümü biliyorum. Ama gerçekten yapabilecek hiç ama hiçbir şeyim yok. En azından ben çözümü bilmiyorum. Kim sorarsa sorsun söylediğimde bir çözüm bulamıyor. Ve o kadar eminim  ki sırf vicdanlarını rahatlatmak için sorduklarından.

Ve bir o kadar da mutsuzum ki... İçimdeki bu hüznü ve nefreti atabilmek için acıyı hissettiğim yere bir bıçak saplamak istiyorum. Onu yok ederken kendimi de öldüreceğim belki ama ne olursa olsun ondan kurtulmak istiyorum. Ölümü göze alarak hemde.

Durumum umutsuz değil belki. Fakat ben kendimi umutsuzluğa, karamsarlığa sürüklüyorum. O kadar alıştırmışım ki omuzlarımdaki yükleri olduğu gibi yüklenecek bana destek olacak teselli edecek birine ne zaman bir yardım eli uzatılsa elini itip sarılmak istiyorum. Sonra ise hayal kırıklığına uğruyorum. Çünkü o el bana nezaketen uzatıldı. Gerçekten benim içim bile değil. Kendi vicdanı için.

Gerçek olan tek şey gözyaşlarım. Engelleyemediğim, her an her yerde kendini gösterebilen, acımasız, hırçın, sessiz gözyaşlarım...

Yüreğimden bir şeyler kopuyor. Her gün doğumunda ve batımında. Her dakika. Her saniye. Her an.
Engelleyemiyorum. Yaptığım şey sadece ağlamak. Benim dolduramadığım bir yerleri başkalarının hataları ile örtmeye çalışıyorum. Bahanelerim hazır. Çünkü bu yüzden... Çünkü şu eksik... Çünkü o yok...
O kadar kolay ki benim için bahane üretmek. Ama gözyaşlarıma anlam veremiyorum. Neden sorusuna bir yanıtım yok.

Biri çıkıp gelse gece gece neden burada oturmuş ağlıyorsun, dese. Benim bir yanıtım yok. Ama bahanem çok. Çünkü mutsuzum demek kolay. Ama neden? NEDEN?

Neden bir aciz gibi buraya, beni hiç tanımayan, beni belki de sevmeyen ya da bunu okuma zahmetine girmeyen, belki de okuyunca bana acıma duygusunu bile göstermeyecek bu insanlara neden sığınıyorum? Neden oturmuş böyle acizce ağlıyorum. Soruyorum kendime, gerçekten bunu defalarca yapıyorum. Beni seven, beni dinleyen kimse mi yok? Beni anlayabilecek bana değer verecek kimse mi? İçli çekişlerim duvardan yüzüme yansıyınca o duyguyu tekrar hissediyorum. Çünkü artık utanıyorum. Artık birisi nasılsın, diye sorduğunda cevap verememekten utanıyorum. Karşımdakine değer verip her ne kadar iyi olmasını istesemde çok mutlu olduğunu duyduğumda canımın yanmasına engel olamamaktan çok utanıyorum. İçlerinde ne yaşadıkları umurumda değil ama ben dışımda bile ölü gibi görünürken onların keyifli anlarını paylaşmalarından nefret ediyorum ve bunu düşündüğüm için utanıyorum. En yakın arkadaşıma ağlamaktan utanıyorum. Biliyorum yoruyorum sizi ama cidden utanıyorum. Kötü olmaktan, mutsuz olmaktan çok utanıyorum. Beni her aradığınızda ağlamaktan çok utanıyorum. Dertlerimin bir gün son bulacağını bildiğim halde ölecekmiş gibi hissetmekten kendini alıkoyamayan ruhumdan çok utanıyorum.

Herkesi üzüyorum. Üzüldüğüm için üzüldüklerini biliyorum ama inanın bende böyle olmaktan hoşnut değilim. İki gün sonra güleceğim halde böyle davranan beni bende sevmiyorum. Sırf üzüldüğüm için belki de yaşadığınız güzel anları benden saklama gereği duyuyorsunuz. Bunun için de çok üzgünüm.

Ama kalbim öyle çok ağrıyor ki... Dayanamıyorum. Bu psikolojik bir ağrı mı yoksa gerçekten hissediyor muyum? Emin değilim. Ama ölecek gibi hissettiriyor. 

Bir kişiye, bir olaya bir ana kızgın değilim. Ben kendime kızıyorum. Her şeyin tek suçlusu benim. Bunu bilmek ve sorunu çözememek beni çok çok çok üzüyor. Başkalarından çözmesini beklemek beni çok kırıyor. Umutsuzca oraya buraya yazmak ve umut aramak beni öldürüyor.

Bu ne bir intihar mektubu ne de bir itiraf yazısı. Sadece hissettiklerimi paylaşmak istiyorum. Kimsenin görmeyeceğini, umursamayacağını bilsem de... Elimden sadece yazmak geliyor. Üzüldüğümde ve sevindiğimde yaptığım gibi yapabildiğim gibi sadece yazıyorum. Benim elimden daha fazlası gelmiyor.

Ben artık dayanamıyorum. Pes edecek cesaretim de olmadığı için sadece öylece bekliyorum. Birinin gelip bana yardım etmesini... Belki de yükümün bir kısmını sırtlamasını... Ne bileyim  bana iyi gelecek tesellilerde bulunmasını... Bekliyorum. Sadece bütün utancımla, acizliğimle, yalnızlığımla, gözyaşlarımla... Bekliyorum.

Ölüm beni bu acıdan kurtarana kadar... O kurtarıcı eli görene kadar... Samimi bir anlıyorum sözcüğümü durana kadar... Bekliyorum. Yüreğim acıyarak, ellerim titreyerek, başımı önüme eğmiş, öylece bekliyorum.

Daha fazlası elimden gelmiyor. Paylaştığıma pişman olacağımı bile bile bekliyorum. Özür dilerim.

22 Nisan 2016 Cuma

Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları| Kitap Yorumu |


Bu kitabı bitireli kaç gün oldu bilmiyorum ama en az bir hafta oldu sanırım. Kitaba karşı çok belirsiz duygular besliyorum. Açıklamadan önce biraz konusundan bahsedeyim.

Ana karakter Jacob'ın büyük babası küçükken savaş yüzünden ailesini kaybetmiştir. Daha sonra bir yetimhaneye yerleştirilmiştir. Fakat savaşmak için yetimhaneden ayrılmıştır. Yetimhane ile ilgili tuhaf anıları olan Abraham torununa da bu tuhaflıkları anlatır. Başlarda inanıp ilgiyle dinleyen Jacob daha sonra bunların gerçek dışı olduğunu düşünmeye başlar. Oysaki büyük babası oldukça ciddidir. Jacob gerçekleri öğrenme amacıyla işe koyulur. Ve hikaye bu şekilde gelişir.

Doğrusu kitabın çok büyüleyici ve etkileyici bir kurgusu olduğunu düşünmüştüm. Çünkü kapağı, cildi, görüntüsü çok hoş! Fakat kurgusu o kadar da farklı gelmedi bana. Evet farklı ama dili o kadar yalın ki o gizemli havayı bir türlü alamadım. Beni etkilemedi diyorum çünkü ben genelde yaşamla ilgili besleyici kitapları daha çok seviyorum. Bu kitabı okurken yaşamadım sadece okudum.

Buna rağmen birçok yerde çok şaşırdım ve heyecanlandım. Büyük babası ile ilgili gizemler olsun, hayatındaki insanların gerçek yüzleri gibi tuhaf yerler olsun çok şaşırdım. Beni şaşırtmayı başardı ve merak içinde bıraktı.

Tüm bunların aksine beni rahatsız eden nokta aslında bunlar değil. Kitapta birçok resim var. Yetimhanedeki tuhaf çocukların garip resimleri falan hepsi var. Fotoğraflar çeşitli yerlerden bulunmuş fotoğraflar. Koleksiyon sahiplerinin adı da zaten kitabın sonunda verilmiş. Beni rahatsız eden şey şu: Yazar buradaki fotoğrafları toplamış ve fotoğraflara göre bir hikaye kurgulamış. Ama bana o kadar uydurma geldi ki hikaye bu fotoğraflardan sonra kitaba bu yüzden ısınamadım. Bazı fotoğraflar bana göre çok alakasızdı. Bir şeyden bahsediyorlar hemen diyor şu fotoğrafı hatırlıyorum gibi.

Ben bu yüzden beğenemedim. Bir de spoi olur mu bilmiyorum ama kitabın sonlarına doğru bir çiftin fotoğrafı var. Kız gerzek gerzek bakıyor çocuğa ama aşk ile bakmış, o zamanlarda çok güzelmiş gibi aktarılıyor. Fakat bahsedilen kızın bundan önce sanırım iki yerde daha fotoğrafı geçiyor. Toplamda üç fotoğraftaki kız da birbirinden farklı. Kızın şu anki hali 15 yaşında diyelim -atıyorum o civarlarda- son halimdi dediği hali en az 30 yaşında. Kısaca fotoğraflara uyduracağım diye yazar birazcık saçmalamış bence. 

İkinci kitabı da çıktı. Merak diyorum ne olacak diye almak istiyorum ama kitabı da beğenmedim gibi. Ne yapacağımı bilmiyorum. Beğenmedim demiyorum. Merak ediyorsanız okuyun ama ben bu tarz şeyleri fark ettim ve kandırılmış hissettim.

Ayrıca kitabın filmi de çıkacak! Filmini izlemek istiyorum her şeye rağmen.

Bu kadar işte! Başka kitaplarda görüşürüz!

MARSLI | Kitap Yorumu |



Hava sıcak olmasına rağmen ayaklarım üşüdüğü için çoraplarımı giydim, geldim şimdi kulağımdan -darling song - Purple Rain yorum yapmaya hazırım!

Aslında değilim ama siz öyle gibi düşünüp okuyun da rezil olmayayım.

Marslı'yı okuyalı neredeyse bir ay oldu fakat yorum yapamadım. Pek canım istemedi doğrusu. Zaten herkes okudu ben yorumlasam ne yorumlamasam ne, diye düşündüm. Fakat sonra dedim "Büş Tarzı" olur. Sana ait olur. Aman eline mi yapışır canım yazıver, dedim. Buradayım.

Andy Weir'in kaleme aldığı bilimsel verileri bolca içeren fakat benim gerçekliğine pek de güvenemediğim bir Bilim-Kurgu kitabıdır Marslı. Bizim astronotumuz Mark Watney uzayda mahsur kalır. Ve umutları tükendiği her anda yeniden ayaklanıp yaşamak için mücadele etmeye çalışır.
Konusu bu şekilde işte zaten gerisini siz okursunuz.

Bence oldukça güzel bir kitaptı. Mark'a bayıldım! Adam çok komik, zeki ve cidden çok azimliydi. Ben olsam çikolatalı sütümü içerek ölümü beklerdim. Ama adama helal olsun valla sıkı çalıştı!

Kitabın bence en önemli özelliği çok gergin ve can sıkıcı global bir sorunu esprili bir dille anlatılması. Karaktere üzülmek yerine kahkahalara boğuluyorsunuz. Kitabı ben çok sevdim. Ama keşke okur okumaz yorumunu girseydim. Bitirdiğim zamanki heyecanımdan eser yok şimdi. 

Yine de herkese olmasa da öneriyorum. Bence okunması gereken çok farklı bir kitap. Bir kere kitap uzayda geçiyor daha ne istiyorsunuz! Ayrıca kitabın filmi de var. İzledim bende. Yapılabilecek en iyi şekilde yapılmış film. Zaten okuyunca kitap gibi değil de film gibi hissediyorsunuz.

Okuyun okuyun. Marslı bu! Herkes okusun.

21 Nisan 2016 Perşembe

Hayallerimdeki Aşk

Hayallerime girdin dün gece. Garip bunu rahatlıkla anlatmam çünkü başımı yastığa ne zaman koysam geliyorsun zaten. Anlatmak utanç verici fakat yazarken sıkılıyorum. Çünkü alıştım bu duruma. Tekrarlamak yorucu.
Geldin. Neden geldin, diye sordum sana.

"Gelmemi istemiyor musun?"
"Buradayım işte."
"Gideyim mi?"
Geldin ama bu sen, sen değilsin ki, dedim.
"Neden?"
Sen değilsin çünkü gerçek sen bu kadar çok konuşmaz, sorgulamaz. Tamam der ve gider. Madem istemiyorsun giderim, derdin sen sen olsan.
"Ama benim gerçek ben olmamı değil, hayallerindeki ben olmamı istiyorsun."
Hayallerimdeki sen çok güzel ama gerçek sen beni daha mutlu ediyor. Acımasızca biliyorum ama gerçek seni sevmiyorum. İstediğim şey sadece hayallerimdeki sen.
"Biliyorum."
Ama benim bildiğim daha çok şey var. Seni sevmiyorum. Ama seni yanımda istiyorum. Bu çok acımasızca biliyorum, özür dilerim ama gerçekler bunlar. Sense beni delicesine seviyorsun. Fakat benden uzaklaşmaya çalışıyorsun. Hep gidiyorsun. Acımasız olmaktan daha kötü bir şey varsa o da aptallık. Aptalın tekisin. Severken neden gider ki biri?
"Çünkü sevdiği onu sevmiyordur."
Ama sevebilirim. Seni istediğime göre seviyor da olabilirim. Sadece seni sevmek istemiyorum.
"Sen sadece kendini sevebilirsin. Sevgimi kullanmaya çalışıyorsun."
Gitmeni istemiyorum.
"Ama gideceğim."
O halde git! Madem gideceksin hayallerimden, rüyalarımdan, düşlerimden, hatıralarımdan da git! O HALDE GİT!
"Bunu yapmam."
Ama neden?
"Çünkü böylesi sana acı verir."
"Anlamıyorsun değil mi? Ben seni seviyorken sen acımasızca beni sevmediğini söylüyorsun. Bu yaptığın ne kadar can yakıyor tahmin edebiliyor musun? Hayallerinden asla gitmeyeceğim. Beni sevene kadar gitmeyeceğim."
Sen gerçek bile değilsin.
"Ama gerçekten sevdim."
Bunları duymamı istediğin için böyle söylüyorsun. Alçağın tekisin. Gerçek sen asla ne düşündüğünü söylemez ki! O beyin kıvrımlarının içinde neler geçiyor kim bilir. Ama asla dile getirmez.
"Anlamıyorsun."
Anlıyorum. Şimdi defol git. Seni sevmeyeceğim. Bunu yapmayacağım.
"Sevme sorun değil. Ama ben senin hep yanı başında olacağım."

Kendimi ruh hastası gibi hissetmeme sebep oluyorsun. Senden nefret ediyorum. Bunun için gerçekten özür dilerim ama seni sevemem. Sana başka bir şans vermek istemiyorum. Hayallerimdeki sen gerçekten güzelsin ama o kadar. Seni beynimin içindeki adama çeviremem. Senden bunu isteyemem. Git. Lütfen git. Nereye olursa olsun.

Ben gidemiyorum. Yapamıyorum. Bencillik bu biliyorum ama yapamam. Git.

Başımı yastığa koyduğumda aklıma gelen ilk kişi olmaman için, daha ne kadar acı çekebilirim bilmiyorum. Bu yüzden beni seviyorsan git.



























/ R*** S***** filminden ilham alınarak yazılmıştır.