Cute Light Pink Flying Butterfly

Translate

18 Mart 2016 Cuma

İLK VE EN

Bugün size çok mantıklı bir yazı sunacağım, Allah'ın izni ile. Mantıklı çünkü kalbimi evde bırakıp geldim.

Mantıklıyı seçtim çünkü bence doğru olan bu.

Düşünüp taşınmam gerekti. Henüz taşınamadım fakat fazlasıyla düşünen biri olduğumu bilirsiniz. Bilmezseniz de öğrendiniz.


Korkunç bir tehlikesi olan iki kelime şunlar: İlk ve en.

Olaya şu soru ile başlamak istiyorum. İlklere inanır mısınız?

Biraz garip bir soru oldu değil mi? Diyorum ki ilk olan şeylere karşı bir takıntınız var mı?

"Bana hediye edilen ilk kolye."
"İlk aşkım."
"İlk kez birine sevdiğimi söyledim."

"İlk"e tutuklu kalmak inanın bana göre en korkunç olanı. Bunu söylüyorum çünkü olan bu. İlk okuldaki ilk sevdiğiniz kişi şimdi nerede? Ne yapıyor? Hayır o kim ki? Bir daha karşılaşmayacağınız biri belki. Belki yolunuz kesişecek ve bir tevafuk ki hayatınızı onunla birleştireceksiniz. Hayır ama o şimdi nerede?

Eh hani çok sevmiştiniz? Hani sizin için tekti, ilkti. Eh ama şimdi sen aşıksın değil mi? Şimdikine ölüyorsun değil mi? Ama o ve bu arasındaki fark ne? Kalbin mi değişti? Ah şimdikinden ayrıldın mı? Ne oldu hani evlenecektiniz?

Dostlar... İlk diye bir şey yok.
Dostlar tekrar ediyorum. İlk diye bir şey yok.

Eğer ben ilklere takılı kalan bir insan olsaydım vicdan azabından ölmem gerekirdi.

Yanlışlıkla aşık olduğum ilk aşkım ilk okuldaydı ve doğrusu aşık falan da değildim. Neyse öyle olsam bile bir anlamı yok çünkü benden bir haberi yok. Zaten o günden sonra düzenli olarak her çalışkan örnek öğrencilere ve üst sınıf ağabeylere aşık oldum. Kısaca ben ilk aşkımla hayatımı birleştirecek olsaydım bile onu birçok üst sınıfla aldatmış olurdum ki yaptığım tek şey: "Bu ağabey de yakışıklıymış!" demek.

Eğer bana ilk kitap hediye eden kişinin sevdiğim adam olması isteğinde hastaca bir ilgi kursaydım bana kitap hediye eden sevgili internet arkadaşım Ö***m ile evlenip mutlu bir yuva kurmam gerekirdi ki bana aşık değil. (Belki de onun ilk aşkı değilim diye.)

Evlendiğim beyle cami cami gezip namaz kılmak gibi çok mürteci(!) bir hayalim vardı ki birlikte camiye gittiğim ilk erkek olmasını temenni ediyordum. Lakin beynamaz bir okul arkadaşımı "Gel la iki rekat namaz kıl. Ölürsün kalırsın sonra pişman olursun." diyerek namaza davet ettim. Bu erkek arkadaş yüzünden hayalime ne oldu? He şimdi benim ilkim bu çapulcu kel Mahmut mu? Hayır. Eh hani ilkler diyorsun? Evet diyorum da saplantı yapmayın diyorum. Ha anladım. Anla.

Kısaca ilklere Disney prenseslerinin sahip olduğu gibi sahip olamadığımızdan ötürü biz sadece " Hayırlısı tabi." demekle kalıyoruz. Bence doğrusu da bu. Allah zaten uygun zamanda uygun kişi ile ilkimi nasip eder.

İlkime tüküreyim.

En mi vardı bir de? Ona takatim kalmadı fakat azıcık açıklayayım.

"En"! Kaç tane "En" tanıyorsunuz?

"En güzel kadın!"
"En yakışıklı adam!"
"En iyi araba bende."
"En kıskanılacak aşk bizim."
"Bu benim sahip olduğum en güzel şey."

"Yav he he." diye tabir edebileceğim bir algı var burada. Hacım kime göre neye göre bir enin var senin.

En iyi koca da benimki mesela ama daha onu bulamadım. Ama eminim en olan benimki olacak. Hayır benim çünkü. Ben en iyilerine layığım. EN. EN ANLATABİLDİM Mİ?

En diyerek en'leştirdiğiniz size göre en olup bana göre ise "ay beğendiği kız bu buymuş ayol" diyerek gıybet yapacağım bir insandan bahsediyoruz.

Senin enin kim? Erkekse çıksın karşıma! Çıksın da kapışalım.

Hayır bu mudur yani? Sevdiğiniz ilklerinizi enleştirmeniz gayet normal de enleştirmek bende bayağı bir kilo yapıyor dostlar bunu da biliyor muydunuz?

Herkesin eni boyu kendinedir. Sizin olan zaten sizin eninizdir. Sizin değilse fazla en demeyin maazallah birisi kapar sonra ensiz kalırsınız. Demedi demeyin.

Aşkın karaktersizliğinin anlatıldığı başka bir yazıda görüşelim mi? Aylardır yazmak istiyorum da kendi karaktersizliğimden sıra gelmedi maalesef. Görüşmez üzere. Ensiz ve ilksiz kalın hep öyle anılın. Selametle...

2 yorum: