Cute Light Pink Flying Butterfly

Translate

28 Şubat 2016 Pazar

Komik Bir Hikaye | Kitap Yorumu |

Hayatımın en iyi kitabından birini dün okudum ve bitirdim. Gerçekte yazarın mı benimle aynı düşündüğünü yoksa ana karakterin mi öyle olduğunu bilemiyorum. Çünkü yazarın oluşturmuş olduğu karakter kesinlikle içimizden biri. Biraz daha kafayı takarsam onun gerçek bir insan olduğunu falan düşünebilirim.



Komik Bir Hikaye gerçekten harikaydı.

Kitap depresyonda olan bir çocuğun hayatını anlatıyor. Kurgusu ve geçen konuşmalar çok zekice yazılmış. Depresyonu o kadar güzel anlatmış ki Ned abimiz, mest oldum ve depresyonda olduğumu anladım (Ben çok ciddiyim.).

Öncelikle şunu söylemek istiyorum. Kitapta çocuk depresyonda, dayanamayacak hale geliyor ve intihar etmek istiyor. İntihar etmek istemesini çok iyi anlıyorum ve sebepleri gerçekten çok mantıklı. Bunu samimiyetimle dile getiriyorum bakın. Ölmek istemesini anlıyorum. Eğer çocuk kitabın sonunda ölseydi bunu gerçekten mutlu son olarak tanımlardım. Ciddiyim. Fakat tedavi görüyor, hayatına bir şekilde yön vermeye çalışıyor, seçimler yapıyor ve yaşamaya karar veriyor. Kitaptaki son kelime "Yaşa"ydı.

Fakat ölmeyi yaşamaya göre daha uzun, derin ve mantıklı açıklamış yazar. Gerçekten anlıyor musunuz bilmiyorum ama bence ölmesi daha mantıklıydı karakterin. Hayattan kopmasını değil, hayat ile bağlarını koparmasını istedim, tıpkı kendim için istediğim gibi.

Sanki karakter "Yaşa!" derken ölüyorum, der gibiydi. Ve bir sayfa daha olup olmadığını da kontrol etmek istedim. "Yaşamaya karar verdi fakat tüm bunlara rağmen dayanamadı ve iki sene sonra kendini okulunun çatısından attı." gibi bir cümle okumayı bekliyordum. Bakın çok ciddiyim.

Ama bu olmadı ve kitap kusursuz bir şekilde bitti ve hayatımın kitabı olmaya hak kazandı. Fakat bir şey öğrendim. Kitabın yazarı Ned Vizzini 19 Aralık 2013'te ebeveynlerinin yaşadığı binanın çatısından atlayarak intihar etmiş.

Yaşa'mamızı söyleyen bu yazar depresyondaydı ve sonra hayatına son vermeye karar verdi. Ölümün daha mantıklı olduğunu açıkladığı halde Yaşa'mamızı söyleyen bu yazar şu an hayatta değil.

Diyecek bir şey yok, size ölmenin daha mantıklı olduğunu söylemiştim.
Kitap harika, her şeye rağmen Vizzini de harika. Ernest Hemingway gibi Sylvia Plath gibi Ned Vizzini de harika.

Umarım bende harika bir insan olurum.

Her şeye rağmen yaşayın fakat ölüm gerçekten daha mantıklı. Fakat ölüm bir seçenek değil.

Yağmurla Gelen Mutluluk | Kitap Yorumu |

Arkadaşlar bu kitap bir harika! Harika! Gerçekten denilebilecek bir şey yok, kuşkusuz hayatımın en güzel kitaplarından biri.

Amber L. Johnson'ın yazdığı bu kitabı herkese öneriyorum. Herkes bu hikayeyi okumalı, herkes bilmeli. Gerçekten benim için çok anlamlı bir kitap oldu, sizin için de öyle olacağına eminim.

Kitabın çok anlamlı bir konusu var. Colton özel bir çocuk, gerçekten çok özel bir çocuk. O otizmli. Lilly ise kendini "sıradan ergen"lerden birisi olarak tanımlayan bir kız. Birbirlerini küçüklükten beri tanıyan bu iki genç yıllar sonra tekrar karşılaşırlar. Lilly, Colton'ın bu durumu ile yüzleşmeye karar verir ve Colton'u kazanmaya çalışır.

Öyle tatlı, öyle anlamlı bir hikayesi var ki gerçekten sizi büyülüyor ve olayın içerisine sürüklüyor. Lilly gerçekten okuduğum en cesur karakterlerden birisi. Kıza resmen bayıldım! O kadar çok sevdim ki, oturup bir kahve içmek istiyorum resmen!

Colton için yaptıklarını kimse yapmaz bence, kimse bu kadar sabırlı davranmaz. Bu bana göre çok cesurca. Çünkü anlayacağınız üzere Colton trip atıp, naz yapabileceğiniz çocuklardan değil. İmaları bile anlamıyor. Onun için her şey net ve dürüstçe olmalı.

Ayrıca ikisinin arasındaki kimyayı da çok sevdim. Colton'ın dürüstlüğü, ikisi arasında geçen diyaloglar harikaydı.

Kitaba ba-yıl-dım! Herkes okusun! Şiddetle öneriyorum. Bu çifti ben çok sevdim. Sizde seversiniz umarım. Lütfen okuyun ve benimle paylaşın! Hoşça kalın...

Lola ve Komşu Çocuk| Kitap Yorumu |

Bu çok meşhur kitap ile yorumlama yapmaya devam!
Meşhur... Evet... Herkes okudu ve çok beğendi. Bense...
(Spoilır vermiş de olabilirim vermemiş de olabilirim. Emin değilim. Lütfen bunu gözeterek okuyun.)



Öncelikle kitabın içeriğinden bahsedelim biraz.

Lola adında farklı, değişik, ilginç diyebileceğimiz ana karakterimiz ve sevimli komşu çocuk Cricket arasında geçen basit bir hikayeyi konu alıyor kitap. Basit diyorum çünkü saf yada masum değil. Güzel de demek istemiyorum. Normal ve basit daha güzel duruyor bence. Lola iki yıl önce Cricket tarafından bir şekilde hazana uğratılmıştır -ki Cricket'in bir suçu falan yok bence- ve Lola kendini bir şekilde toparlayıp iş arkadaşları, ailesi ve sevgilisi ile düzenini kurup kısmen huzurlu bir hayat sürmektedir.

Aslında ana konu bu iki gencimizin aşkı fakat kitabın sonlarına doğru ikisini okuyoruz. Çünkü sevgili salak Lola'nın kendinden daha işsiz bir sevgilisi var.

Ya kitaba sinir oldum! Böyle kitaplara zaten hep sinir oluyorum. Nedeni şu: "Salak ana bayan karakter başka erkeklerle takıldıktan sonra o mükemmel ana erkek karakter prensimizi hak etmediği halde elde eder ve mutlu son." Bu durumdan nefret ediyorum. Hiçbiri hak etmiyor. Bence Lola'da hak etmiyor.

"Harika!" Bayıldım!" Çok tatlı!" yorumlarını bu kitap için şiddetle kullanmıyorum.

Cricket karakteri çok tatlıydı. Gerçekten çocuğu çok beğendim. Fakat Lola... Ayrıca ailesinin durumu. Doğrusu Cricket'in ikiz kız kardeşi bile Lola'dan daha iyiydi.

Ana karakterini sevmediğim bir kitabı nasıl sevebilirim ki? Buna rağmen haksızlık da etmek istemiyorum. Fakat hiç de gerçek dünyadan bir hikaye değildi. Her şey çok yapma ve şekerden yapılmış Hansel ve Gratel evi gibiydi. Çok fazla yapmaydı kısaca. Bu yüzden hikayenin içinde kendimi hiç ama hiç göremedim.

Stephanie Perkins ablanın yazdığı bu kitabı fazla yanlı ve fazla "benim gibi düşünün" şeklinde düşünerek yazdığını düşünüyorum. Yani kendi fikirlerini bize "normal"miş gibi empoze ettiğini düşünüyorum. Tabi bu başka bir konu. Fakat böyle olduğunu bilseydim kesinlikle bu kitabı almazdım fakat internetten aldığım için içini inceleme imkanı bulamadım.

Fakat hikaye sevilesiydi. Bu yüzden merak edenler okuyabilir. Yine de bu yazar ablanın başka kitaplarını almayı veya okumayı düşünmüyorum. Çocuklarıma da güzel bir miras değil bence.

Garip ve isyan dolu bir yorum oldu, biliyorum. Okuduğunuz için teşekkür ederim. Sizde okuduysanız veya okumak istiyorsanız düşüncelerinizi benimle paylaşabilirsiniz!


Zaman İpliği | Kitap Yorumu |

Bugün okuduğum kitapların toplu bir yorumunu yapmaya karar verdim. Ayrı ayrı yorumlayacağım ama aynı zaman diliminde yayınlayacağım için bu şekilde söylüyorum.

İlk kitabımız: Zaman İpliği



Kitabın konusu şu şekilde: Ana kahramanımız ağabeyi Simon'ı kaybediyor. Oldukça trajik bir kayıp bu. Daha sonra kahramanımız kendini toparlayamıyor ve hatta psikolojik rahatsızlıklar yaşıyor. Ağabeyine olanları, yaşadıklarını bize basit bir dille anlatıyor.

Kısaca böyle işte. Kitap Pegasus Yayınları'ndan çıkmış. Fakat gerçekten aşırı derecede yazım hatası vardı. Editörleri kim bilmiyorum ama direk çevirip düzenlemeden yayınlamışlar gibi. Hiç ama hiç memnun kalmadım bu yüzden.

Zaman İpliği'ni aslında ben yorumlamak istemiyordum. Çünkü kitabı gerçekten okudum gibi hissetmiyorum. Kitap hakkında yapılan yorumlar -elbette yabancı yorumları kastediyorum- olsun kitabın bu kadar adını duyurması olsun... Daha büyük beklentiyle başladım. En azından dokunaklı bir kitap okuyacağımı düşündüm, fakat böyle değildi. Belki de orijinal dilinde daha iyidir.

Kitabın içerisinde işaretlediğim ve beğendiğim birkaç cümle var. Fakat bence kitapta derin anlamlar falan yoktu. Doğrusu bir kez daha okumak istiyorum kitabı. Hani belki anlamamışımdır, kafam doludur da almamıştır belki diye düşünüyorum.

Kısaca kitabı ne beğendim ne beğenmedim. Beğenmedim demek kesinlikle kitaba haksızlık sayılır. Beğendim demek ise bana haksızlık sayılır. Bu nedenle kitabın pek de beklentileri karşılamadığını düşündüğüm için "okusanız da olur okumasanız da", "okumazsanız pek bir şey kaybetmezsiniz" şeklinde yorumlayıp "aslında hoş kitap" diyerek konuyu kapatıyorum.

Sevdiğim bir kaç alıntıyı da yazıp gidiyorum.

"İnsanlar sizi DELİ olduğunuzu düşünürse yaptığınız her şey, düşündüğünüz her şey DELİ damgası yer." /220

"Her ceza suça karşı bir hakarettir." /265


13 Şubat 2016 Cumartesi

Bir Gün Beni Ağlayacaksın'ın Yazarı İle Röportaj Yaptım!

Merhaba! Günlerdir herkesi merakta bıraktığım röportajı sonunda yayınlıyorum. Daha önce hepinizin bildiği gibi blogda yorumlamıştım ve sizlerde yoğun ilgi göstermiştiniz.

Benim yakından takip ettiğim bir yazar ve kitabı benim için çok anlamlı. Zaten ne kadar ilgi çekici ve gizemli olduğu ortada...

Ben ikinci röportajımı bir yazarla yapacaktım. Elbette başta aklıma kimse gelmedi sonra bir anda Tunç İlkman geldi. En son okuduğum Türk yazar Tunç İlkman'dı, hakkında merak ettiğim birçok şey vardı. Tereddüt ettim fakat yine de mesaj atıp, isteğimi belirttim. İnanılmaz bir samimiyetle kabul etti ve bende sevinçten deliye döndüm!

Sonuç olarak sizlere bu gizemli adamla yaptığım röportajı sunmaktan onur duyuyorum. Sevmeyi Bilen Adam'la bu röportajı yapmak paha biçilemez bir değere sahip bende...

Umarım seversiniz. Lütfen yorum yapmayı unutmayın! Herkese bu kadar beklediği için teşekkür ederim!

Röportaj için: Tık (Site kapandı.)

İkinci röportajımı Sevmeyi Bilen Adam ile yaptım. Kelimeleri, cümleleriyle daha anlamlı hale getiren, aşkın ne kadar büyüleyici ve bir o kadar da can yakıcı olduğunu hatırlatan buna rağmen sevmenin lügatına yeni bir anlam katan adamla konuştuk. Hepinizin yakından takip ettiği Bir Gün Beni Ağlayacaksın'ın yazarı Tunç İlkman ile sohbet ettik.
Neler konuştuk neler! Bakalım neler konuşmuşuz.

B: Öncelikle taklifimi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim. Kendinizden bahsederek başlar mısınız?
Tunç İlkman: Sıradan bir insanım hiçbir özelliğim yok, yazmaktan başka.

B: Belki yaşınız, işiniz gibi şeylerden biraz daha bahsedebilirsiniz okuyucularınıza.
Tunç İlkman: 27 yaşındayım, mimarım.

B: Yazmaya ne zaman başladınız?
Tunç İlkman: Ortaokul yıllarımdan beri yazıyorum, yazmayı hiç bırakmadım.

B: Bu gerçekten çok güzel. Pekala kitabınızın hikayesi tam olarak nedir?
Tunç İlkman: Üniversite yıllarında bir kızı sevdim. O da beni sevdi sandım. Hiçbir zaman sevgili olamadık ama çok özel bir arkadaşlığımız vardı. Sonra bir gün çekip gitti. Bir daha da haber alamadım. Ona ne kadar aşık olduğumu öyle fark ettim. O günden beri onun için yazılar yazıyorum. Kitabım da bu yazıların bir kısmından oluşuyor.
Kitaplara çok düşkündü. Yeni çıkan kitapları hep takip ederdi. Belki bu şekilde karşısına çıkar ve o dönemde söyleyemediklerimi öğrenmesini sağlarım diye umdum.

B: Bu çok etkileyici bir hikaye. Bundan sonraki soracağım birçok soruya da cevap oldu söyledikleriniz. Yazılarınızı yayınlamaya bu şekilde mi karar verdiniz?
Tunç İlkman: Evet. Okuyan Us takip ettiğim bir yayıneviydi. Onlara defterimi gönderdim. Olduğu gibi basmaya karar verdiler. Hayalim gerçek oldu.

B: Bu gerçekten çok güzel. Anladığım kadarı ile sevdiğiniz kadına ulaşmak için yayımlatmaya kadar verdiniz bu kitabı. O halde niçin tabiri caizse kendinizi gizliyorsunuz? Bu, durumu zorlaştırmaz mı?
Tunç İlkman: Kendimi gizliyorum çünkü maksadım kitabın ilgili kişiye ulaşması. Ünlü olmak değil. O nedenle burada esas göz önünde olması gereken, yazdıklarım. Ben değil.

B: Anlıyorum. Peki kitabınız çıktıktan sonra hayatınızda değişiklikler oldu mu? Olduysa ne gibi?
Tunç İlkman: Hayatımda hiçbir değişiklik olmadı.

B: Okuyucuların kitabınız hakkındaki görüşleri nasıl? Bu konuda nasıl hissediyorsunuz? Bu yoğun ilgi sizi mutlu ediyor mu?
Tunç İlkman: Görüşler harika. Kendi defterleri gibi okuyorlar, kendi unutamadıklarını hatırlıyorlar, birbirimize destek oluyoruz. Yalnız hissetmiyoruz. Bu bağ beni çok mutlu ediyor.

B: Bu kişilerin içinde bende varım, inanılmaz bir atmosfer gerçekten.
Tunç İlkman: Aşk inanılmaz bir şey çünkü.

B: Ben sizi "Sevmeyi Bilen Adam" diyerek tanımlıyorum. Eminim birçok okuyucunuz da benim gibi düşünüyordur. Bu konu -sevmeyi bilmek- hakkında ne düşünüyorsunuz?
Tunç İlkman: Sevmeyi bilmek karşılık beklememektir bana göre.  Kendi içinde, sessizce, susarak sevmek ve bununla yetinebilmek. Elbette çok üzücü bir şey çünkü karşılık bulduğunda doyasıya yaşamak var işin içinde. Ama bunu yaşayamamaktan ötürü karşı tarafı suçlu bulmamak ve sırf o var ve sana bu duyguları yaşatabiliyor diye ona hayran olmak... Sevmek böyle bir şey.

B: Bu aşkı anlamlı kılan belki de uzak olması. Siz ne düşünüyorsunuz?
Tunç İlkman: Eski ozanlar ne demiş: Kavuşursan meşk olur, kavuşamazsan aşk olur. Evet aşk bambaşka bir şey. Aşk fiziğe aykırı, tamamen gönülle alakası, Allah'ın bize bahşettiği en güzel duygulardan biri. Tabi taşıyabilirsen.

B: Kelimeleriniz çok dokunaklı. Kitabın yorumunda yazmıştım: "Okuyunca bitmiyor, bu aşk adeta okuyanın içinde yaşamaya başlıyor." Peki sizin içinizdeki aşk kitaptan sonra bir değişim gösterdi mi? Sakıncası yoksa biraz bahseder misiniz?
Tunç İlkman: Ben hala ilk günkü gibi seviyorum. Değişen tek şey, o dönem bir umudum vardı. Şu an yok. Kitaptan önce de böyleydi, sonra da. Artık benim umudum, o dönem ki asıl hislerimin karşı tarafa ulaşması. Onun bunları okuyunca bana koşarak gelmesi değil. Çünkü aşk  o kadar güzel bir şey ki, anlatılmayı hak ediyor.

B: Yani gelip karşınıza çıksa hiçbir şey söylemez misiniz? Sahi gelse ne yapardınız? Sanırım ben mutluluktan ağlardım.
Tunç İlkman: Sanırım ben de. Bilemiyorum.

B: Bu yaşadığınız şey çok değerli. Bizimle paylaştığınız için tekrar teşekkür ederim.
Tunç İlkman: Asıl ben teşekkür ederim, beni anladığınız için.

B: Peki duygularınızı yazarak anlatmaya çalıştığınızı söyleyebilir miyiz?
Tunç İlkman: En azından tarif etmeye çalışıyorum evet.

B: Pekala. Size, kitabı okuduğumda gerçekten çok merak ettiğim bir şeyi sormak istiyorum. Kitabın sonlarına doğru "Farkında mısın? Hayatında ben eksiğim." yazan sayfanın sol alt köşesinde bir mürekkep lekesi var. Baskı hatası gibi görünmüyor. Fark ettiğimde beni çok heyecanlandırmıştı. Samimi ve gerçek geldi. Merak ediyorum bu leke nasıl oldu? Elinizde kitabın ilk baskısı varsa hemen bakabilirsiniz. Bunu fark eden tek ben olmaktan korkmuyor değilim.
Tunç İlkman: Benimkinde yok. Böyle bir baskı gerçekten çok zor bir iş. Hiçbir kitap birbirinin aynısı değil, biliyor musunuz? O kadarını anlayışla karşılamak lazım, daha önce hiçbir matbaa böyle bir şey yaşamamıştı.

B: Gerçekten inanılmaz. O halde kendimi şanslı saymalıyım çünkü bu sizin yazdığınız kaleme ait aynı mürekkep lekesi.
Tunç İlkman: Olabilir, bazılarında düzeltilmiş bazılarında kalmıştır.

B: Okuyan Us'u da bu konuda kutlamak lazım. Büyük bir cesaret gösterdiler ve inanılmaz bir şeyi bize sundular.
Tunç İlkman: Kesinlikle...

B: Ayrıca bir sayfada yazılar gölgeli çıkmış ve yine bu da aynı şekilde beni inanılmaz derecede heyecanlandırdı. Gördüğüm an tebessümlerime hakim olamadım. El yazınızı görmek zaten bize sizin samimiyetinizi direk aktarırken bu tür şeyler beni çok etkiledi. Aynı samimiyeti sizde okuyucuların ilgisinden sonra hissettiniz mi?
Tunç İlkman: Evet bazen kitapçılara gidip kendi kitabımı elime alıp inceliyorum. O an çok şaşırıyorum. Kendi yatağımda, kendi odamda, kendi kalemimle yazdığım şeyler aynen orada duruyor. Herkes okuyabilir. Bazen bu çılgınlık gibi geliyor bana. Ben kitabımda çok samimiydim, doğal olarak okur yorumları da samimi geliyor bana.

B: Kitabı okuduğumda bende aynı samimiyeti  hissettim. Gülümsetirken ağlattı.
Tunç İlkman: Aşk da öyle yapmıyor mu zaten?

B: İşte sizin bize kitabınızda hissettirdiğiniz şey tam olarak "Aşk". Sevmeyi biliyorsunuz derken boşa konuşmamışım o halde.
Tunç İlkman: Demek ki...

B: Sorularla devam edelim. Anladığım kadarı ile yazmayı seviyorsunuz. Peki okumayı? Okuyucularımız da bunu benim kadar merak ediyorlardır eminim.
Tunç İlkman: Okumayı tabi ki seviyorum. Hatta en sevdiğim yazar Barış Bıçakçı. Onun kitaplarını da okurlarıma tavsiye ederim.

B: O halde bu tavsiyeye bende uyacağım. Sevdiğiniz tür falan var mı yoksa ne olursa okurum diyenlerden misiniz?
Tunç İlkman: Roman okuyorum genellikle. Ama aşktan ziyade dostluğu anlatan romanlar. Bir de bilim kurguyu çok severim.

B: Belki de aşk romanları hissettiklerinizden sonra gerçekçi gelmiyordur. Olabilir mi?
Tunç İlkman: Öyle bir şey demek haddime değil. Her aşk kendi içinde doğru ve gerçekçidir.

B: Anlıyorum. Başka bir kitap yazmayı/yayınlamayı düşünüyor musunuz? Eğer düşünüyorsanız ne tür bir kitap olur?
Tunç İlkman: Evet düşünüyorum hatta yazmaktayım. Yine aşkı anlatmaya, duygularımı tarif etmeye çalışacağım.

B: Bu harika bir haber! Kesin bir çıkış tarihi var mı? Yine aynı tarz ve üslupta mı olacak?
Tunç İlkman: Çıkış tarihi belli değil ama yaza kalmayacak. Diğer detaylar sürpriz olsun.
B: Merakla bekliyoruz o halde.

B: Peki bir imza günü yapmayı düşünür müsünüz? Sizden imzalı bir kitap almak harika olurdu.
Tunç İlkman: O konuda kararsızım. Belki ikinci kitaba... Kısmet.

B: Günün birinde kimliğinizi açıklamayı düşünüyor musunuz? Aslında imza günü düzenlemek bir nevi kimliğinizi ortaya çıkarmak olacak. Hangisi önce olacak merak diyorum.
Tunç İlkman: Şimdilik böyle iyi. İlerde neler olur bilemeyiz.

B: Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı? Sevdiğiniz kadın bu satırları okuyor olabilir. Kalbinizden geçenleri özgürce dile getirebilirsiniz.
Tunç İlkman: Su akar yatağını bulur diyelim.

B: Okuyucularınıza veya Kitapedia ekibine mesajınız yok mu?
Tunç İlkman: Kitabım hakkındaki tüm güzel yorum ve fotoğraflarınız için teşekkür ederim. Ben kendimi bu kitabın yazarı olarak görmüyorum. Bu hepimizin kitabı... Hepimiz bunları yaşadık, kimilerimiz söyleyebildi, kimilerimiz içine attı ama bunları yaşadık. Yaşamaktan da usanmayacağız. Biz birbirimize yeteriz.

Tunç İlkman'a bu güzel sohbeti için tekrar teşekkür ederim.