Cute Light Pink Flying Butterfly

Translate

21 Ekim 2015 Çarşamba

PAZAR LANETİ

Bugün güzel bir yağmur yağdı. Çok uzun süren bir yağmur değildi fakat şiddetli yağdı. Tatmin edici bir yağmur olduğunu söylemem gerek. Burayı günlük gibi kullandığımın farkındayım. Bu durumdan çok hoşnut değilim fakat rahatsız olduğum da söylenemez.



Böyle yağmurlu günlerde içimi bir huzur kaplıyor. Anneme de diyorum:
"Böyle havaları çok seviyorum. Bulutlu ve güneş yok."
"Çoğu insan böyle havaları sevmez." diyor. Bende başlıyorum açıklamaya.

Edebiyatçıların karamsar havalardan hoşlandığını söylüyorum önce. Bunu bir yerde okuduğumu hatırlıyorum. Sonra dün gece yazarların roman taslaklarını nasıl oluşturduğuna dair incelediğim görsellerden bahsediyorum. Bir kaç gün önce anneme gösterdiğim taslaklarım ile kıyaslayan bir konuşma yapıyorum. Kendimi yazar gibi hissetmeme sebep oluyor. Anneme kendimin reklamını yapıyorum.

Bunu çoğu zaman kendimde hissediyorum. Sürekli yazdıklarımı veya düşüncelerimi pazarlamaya kalkıyorum. İyi olduklarını düşünmesem bile bunu her defasında yapıyorum. Yazılarımın iyi olduğunu söylediklerinde abartılmayacak bir mütavazilikle teşekkür ediyorum ve pazarlamacı kimliğim ortaya çıkıyor.

"Bloğumu mu okudun? O kadar da iyi değil. Ayrıca Wattpad'de yazıyorum. Biliyor musun? Çok iyi değil ama çabalıyorum. Daha iyisini yapacağım. Pek vaktim yok. Vaktim olsa neler yazarım. Evet teşekkür ederim..."

Falan feşmekan.

Anneme de aynısını yapmak benim kötü hissetmeme sebep oluyor. Ona bu yaz tamamladığım hikayeyi anlatıyorum. Kendimce yorumluyorum. "Orada bunu anlatmak istedim. Bu dersi vermek istedim. Hayat ne kadar kötü olursa olsun ölümün bir seçenek olmadığını anlatmak istedim." diyerek zırvalıyorum.

Taktirlerini dile getiriyor fakat ben doymuyorum. Anlatmak istiyorum. Yazdıklarımı yorumlamak istiyorum. Fikirlerimi aktarmak istiyorum. Yapacağım şeylerden bahsetmek istiyorum. Kısaca yazamadığım için, hiç susmak istemiyorum.

Fakat bir vakit sonra sohbet sona eriyor. Kendi kendine bir şeylerle uğraşıyor. Kahve içerken kitap okumak istiyorum. Çünkü harika bir yağmur yağıyor. Pencereye doğru dönüp kitap okumak istiyorum. Biraz da aydınlık istiyorum. Güneş değil aydınlık.

Fakat yapmıyorum. Kendime eziyet etmeye bayılıyorum. Hep böyle yaparım, istediğim şeyleri imkanım olsa da yapmam. Bundan nefret ediyorum ama bunu her zaman yapıyorum.
Kendimi perdeleri kapalı karanlık odama sürüklüyorum. Orada kitap okuyacağım. Kendime kahve yapamayacak kadar tembelim ve yağmuru dinleme şerefini kendime bahşedemeyecek kadar hasta ruhluyum.

Kitabımı okurken içim acıyor. Kendimi görmek istediğim bir şeyler var kitapta. Ruhumu acıtan bir his var. Kitabı okuduktan sonra yazar hakkında araştırma yapacağım, diye kafamdan geçiriyorum. Fakat bunu düşündüğüm halde bir yerlere notunu almadığım için büyük ihtimal unutacağım.

Kitabı okurken bir kitabın kahramanı olup olamayacağım hakkında düşler kuruyorum. Bunu geçen pazar da kurmuştum, sadece bir anlığına. Bu nedenle iki satır başı arasındaki kesiti okurken anlamıyorum. Yine de buna devam ediyorum.

Kitap kahramanı olamayacak kadar gerçeğim. Evin içerisinde eşofmanlarla pineklemenin kitap konusu olmaya layık olduğunu sanmıyorum. Ama bence gece yarıları uyanıp ruhumu acıtan konular hakkında defterime yazılar yazmak bir kitap konusu olabilir. Ya da annem ve babamla gerçekleştirmiş olduğum garip ve bir o kadar da komik diyaloglar kitaplara hoş bir hava katabilir. Ama genel olarak sıkıcı olur.

Kitap belki de film kahramanı asla olamam. Filmde gösterilmelik bir görselliğim yok çünkü.
Hayatımda yaşadığım farklılıklar filmlerde gösterilse bile kimse "O tıpkı benim gibi." demez. Bu yüzden kimse filmi beğenmez. Ayrıca hayatımı herkese sergilemek istemiyorum, bu utanç verici.

Geçen pazarı düşündüğüm de daha fazla utanıyorum. Halk Eğitim merkezinden çıkıp dersime gitmek üzere bir otobüse atladım. Saat henüz erkendi ve etrafta liseliler yoktu. Ve o gün lanet pazardı! Pazarları sevmem. Pazartesilerin arifesidir. Herkes evindedir, geç kalkarlar. Her yer kapalıdır ve herkes aile kahvaltısı yapar. Bense daha kahvaltımı bile yapmamıştım.
Dersime daha vardı bu yüzden kötü düşünmedim ve etrafta tur atmak için vaktimin olduğunu düşündüm. Aylardır cüzdanımda duran ve harcanmayı bekleyen güzel kağıt paralarım vardı. Kitap alabilirdim ve alacaktım. Irmak kenarındaki kitapçıya gidecek, sahibi ile biraz sohbet edecek bana indirim yapmasını rica edecektim. Yine geleceğimin garantisini ona verip oradan ayrılacaktım.

Merdivenlerden inerken lanet bir şeyi hatırladım. "Bugün pazardı!" Ve elbette burası da kapalıydı. Bozuntuya vermedim. Merdivenlerden indim ve dümdüz ilerledim. Çoğu restoran kapalıydı ve etrafta işsiz arabesk tayfa diye nitelendirdiğim insanlar vardı. Dümdüz ilerledim ve diğer bir seçeneğim olan kitapçıya gitmeye niyetlendim. Bugün kitap almam gerekiyordu ve yapacaktım. Oranın kapalı olmamasını umuyordum. Bir ara sokağa girdim ve karşıma kahvehane çıktı. Hepsinin garip bakışları bana yönelince anladım ki o sokaktan geçen ilk dişi yaratık bendim. Başımı eğip fazla umursamadan hızla geçtim ve kitapçıya ilerlemeye başladım. Bu mesafeden bile kapalı olduğu anlaşılıyordu. Yine de ilerleyip yanındaki yoldan yürüdüm ve ana caddeye çıktım.

Aslında Halk Eğitimden ayrılırken kendime güzel bir yemek ısmarlama kararı vermiştim. Fakat üç durak öncesinde kalıyordu ve erken inmeyi çoktan unutmuştum. Zaten iştah falan kalmamıştı. Yalnız başına yemek yemekten nefret ederdim ve ilk kez cesaret edip yemeye karar vermiştim. Bu sefer de kararımdan döndüm.

Marketten bir şişe soğuk şu aldım ve havaya havaya küfür etmeye başladım. Yalnız olunca ediyordum çünkü edesim geliyordu. Genellikle kendime küfür ediyordum. Markete girmeden önce arayabileceğim tek arkadaşımı aradım -çünkü diğer arkadaşlarım benden çok uzaktaydılar- ve açmasını sabırsızlıkla bekledim. Açtığından hemen konuya girdim ve yemek yemek için teklifte bulundum. Eve erken gitmesi gerektiğini söyledi ya da onun gibi bir şey. Sorun olmadığını söyledim. Bu benim sorunumdu, onun değil. Ona kızmadım. Onu seviyordum. Bu yüzden de kendime küfür ediyordum.

Öylesine yalnız öylesine kimsesiz hissediyordum ki... Ki'nin devamı yoktu. Öyle hissediyordum ama daha ölmemiştim.
Ne zaman oldu hatırlamıyorum ama hocam aradı. Bana birde gel dedi. Saat birde. Zaten Halk Eğitimden saat on gibi çıkmıştım. Açtım ve kitapçılar açık değildi.

Kendi kendime sorun olmadığını düşündüm. Kütüphaneye gidebilir, vakit gelene kadar orada ders çalışabilirdim. Geri zekalı olduğum için yarı yolda günün pazar olduğu aklıma geldi. Ara sokaklardan geçerken küfür etmeye devam ettim.

Çünkü balkonlarda aile kahvaltısı yapan insanlar vardı. Beyaz atleti ile evin içinde gezen aile babalarını çok kıskanıyordum. Beni izliyorlardı. Farkındaydım, çocuklar da bana bakıyordu. Bir teyze elinde demli çayını içerken bakışları ile beni takip ediyordu.

Haklılardı. Benim ne işim vardı burada!

Bir tane erkek çocuğu ikinci kattan bana laf attı. Seslendi gibi, sataştı işte. Seni velet, dedim kendi kendime. Umursamadım.

Küf kokulu kütüphanenin açık olmasını ne çok isterdim.

Ana caddeye tekrar çıktım. Yürürken üçüncü ihtimaldeki kitapçının da kapalı olduğunu gördüm fakat bildiğim için ilk ikisindeki gibi çok yıkılmadım. Allah'a şükürler olsun ki kırtasiyeciler açıktı!
İstediğim kitapları bulamayacaktım belki fakat o kadar da kötü değildi durum.

Hemen listemi kontrol ettim ve kitaplara göz gezdirdim, sinir bozan çalışanı da kovaladım ve kitaplara yoğunlaştım. Elektrikler kesikti ve jeneratörlerin rahatsız edici sesi boğuk olsa da üst kata ulaşıyordu. Buna rağmen olduğum yer çok karanlıktı ve fazla sıcaktı. Alnımdaki terleri silerek rafları inceledim. Listemdeki hiç bir kitap yoktu. Güldüm. Bugün olanlar -kötü olan-  artık beni şaşırtmıyordu. Anlaşılan o ki lanetli günümdeydim.

Yine de gözüme kestirdiğim kitapları elime aldım. Kafamda hesap yapıp paramı kontrol ettim. İki tanesini fiyatı yoktu, yine de kasaya götürecektim. Eğer yetmezse almam olurdu.

Kasadan üç kitap ile ölmeden kurtuldum. O kadar şanssız hissediyordum ki kafama jeneratörün dişlisi gelecekti diye ya da "Bu kitaplar ayırtılmış." lafını duymaktan korktum.

Üç kitabı aynı poşete koydu, ses çıkarmadım. Cidden öleceğimi düşündüğüm için hızla ayrıldım.

Cadde boyunca mutlu ama yorgun bir halde yürüdüm. Gidecek hiç bir yerim yoktu. Canımı yaktı. Her yer kapalıydı ve bir kahveye oturmak istemedim. Telefonum çalmıyordu ve sokakta hiç tanıdık yoktu. İlk okulda hoşlandığım çocuğu görmeye bile razıydım. Fakat imkan yoktu, belki de ölmüştü. Biran öyle düşündüm.

İlk uğradığım kitapçının yakınlarındaki bir banka oturdum. Siyah bir kedi vardı fakat benim onu sevecek takatim yoktu. Mümkünse onun bana şefkat göstermesini istedim, yapmadı.

Sol omzumun hizasında bir esnaf lokantası vardı ve adamlar beni izliyordu, umursamadım. Karşımda ve arkamda oturan rahatsız edici adamlar olabilirdi fakat gücüm kalmamıştı. Sağ omzumun hizasında ise berrak bir ırmak vardı, onunla da göz göze gelmedim ve hemen yol boyunca "o piti piti" yaparak karar verdiğim kitabı açıp okumaya başladım.

Okurken kendimi gördüm, neredeyse ağlayacaktım. Beni görenler "Bu entel nereden çıktı lan." diyorlardı büyük ihtimali hiç takmadım. Bir süre sonra kitaba kendimi verdim ve okudukça okudum. Kafamı kaldırdığımda esnaf lokantasındakilerin bana garipseyerek bakmadığını, kedinin artık benimle ilgilenmediğini ve burada olmaktan o kadar mutsuz olmadığımı fark ettim. Bire on dakika falan vardı ve ben dört saattir etrafta dolanıyordum. Yaklaşık elli dakika kitap okumuştum ve kendimi kötü hissetmememe rağmen hala yalnız hissediyordum.

O sırada annem aradı ve konuştuk. Mızmızlandım ama bana acımadı, yine de telefonum çaldığı için rahatlamıştım. Belediyenin yanındaki yokuştan çıkarak ilerledim. Annemle telefonu kapattık, yokuştan çıktığım için çok yoruldum. Ofis açık değildi bu yüzden kaldırıma kendimi bıraktım.

Biraz daha dışarıda vakit geçirirsem kendimin evsizler gibi hissedeceğimi düşündüm. Sokaklar benim evim edasıyla oturdum zaten.

Şaşırmamıştım. Çünkü hocam bir buçukta gelmişti.

Kendi kendime bu benim lanetim diyerek söylendim.

Zaten o zaman umutlandım kitap kahramanlığı işine. Okuduğum kitaptaki kadın da benim gibi şeyler yapmıştı. Akşam eve döndükten sonra ona acımıştım fakat sokaktayken yalnızca kötü hissetmeme sebep olmuş ve onu kendime yakın hissetmiştim.

Her şeye rağmen evim güzeldi. Yağmur dinmişti fakat sorun değildi. Annem çay içeceğimizi haber vermişti. Başımla onayladım.

Bunları yazınca rahatladım çünkü konuşacak yeterince insan yok ve yalnızım. Yalnız olmamın ise insanları sevmemem ile alakası yok.

Ayrıca çayım soğudu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder