Cute Light Pink Flying Butterfly

Translate

13 Eylül 2015 Pazar

HÜZÜNLÜ SONRALAR


Nasıl bir giriş yapacağımı bilemedim bu sefer. Zaten girişlerde kullandığım cümleleri hiç sevmiyorum. Fakat bu konu hakkında yazmam gerekiyor. O halde yazayım.

Bizim evimizin etrafında çok yeşillik var. Aslında vardı. Çocukluğum susam ve buğday tarlaları arasında geçti. Ve daha birçok şey...

Evimizin karşısındaki büyük alana buğday ekilirdi. Bir görseniz böyle uçsuz bucaksız bir yeşil. Tarlanın başında, bizim evimize yakın kısmında bir dut ağacı vardı. Böyle kocaman bir ağaç. Küçücük boyumla tırmanır, karnımı doldurana kadar dut yerdim. Ağaç öylesine büyük öylesine ihtişamlıydı ki gözüme hep koruyucu bir baba gibi görünürdü. Böyle dallarına çıkıp oturduğumda kendimi güvende hissederdim. Dutların eşsiz bir lezzeti vardı. Yemyeşil yapraklarının güzelliği gözümün önünden hiç gitmiyor.

Sonra onu kestiler. Tarla sahibi zaten bizi hep kovalardı yemeyelim diye. Ama kendisi de yemezdi. Sonra kestiler işte. Böyle içim acıdı. Kalbim kırıldı.  Küçücük çocuğum ama ha... Üzüldüm işte.

Biraz da şu uçsuz bucaksız gibi görünen buğday tarlasından bahsedeyim. Başaklar o kadar yüksekteydi ki ben içine girdiğimde balta girmemiş ormanlardaymışım gibi hissederdim. Bayılırdım buğdayların içinde gezmeye. Başakların arasına dalardım koşup koşup kendimi yeşil sonsuzluğa atardım. Nasıl bir his olduğunu inanın kelimelerle anlatamam. Böyle çok yoğun bir deniz gibi, uzay boşluğunda süzülür gibi... Öyle bir özgürlük ve keyif.
Annem her seferinde kızardı. "Kızım onlar ekmek olacak basma." Önceleri dikkat ederdim basmadan ilerlerdim. Sonra dut ağacını kesince çocuk aklımla sinirlendim. Siz misiniz ağacı kesen deyip bastım hep. Kuş gibi süzüldüm içerisinde, balıklar gibi dalıp çıktım yeşil okyanusa...

Yazın sonunda buğdaylar sürülüp çöpleri paketlenirdi. Başakları toplanmış tarlada sadece paketlenmiş tarlalar kalırdı. Bizde o paketlenmiş samanların üzerine çıkar, bir ona bir buna zıplardık. Kendimi kovboy gibi hissederdim. Yani öyle hissetmeme sebep olurdu samanlar. Atım içindi her şey.

Sonra ekmez oldular. Daha beteri seneler sonra o zamandan beri ekilmeyen bu tarla moloz parçaları ile doldu. Anlaşılan tarlayı birisi kiraladı ve inşaat kalıntıları molozları ve büyük toprak parçalarını kamyonlarla taşıdılar. Evimizin tam karşısına. Sonsuz yeşilliğin ortasına. Balkona çıkınca gözlerimi kapatıp rüzgarın yüzüme çarpmasına izin verdikten sonra gözlerimi açtığımda o lanet moloz yığınını görüyorum.

İyi ki yemişim o dutları. Oh canıma değsin.

Geçen sonbahardan kalma bir fotoğraf
 
Birde susam tarlaları vardı. Tarlasını çok hatırlamıyorum ama toplanıp büyük balyalar haline getirilmiş hali aklımda. Böyle susamlar toplanıp balyalar haline getirilirdi üç dört tanesi bir araya konurdu, çadır gibi. Bu sefer kovboyluktan kızıl deriliğe geçerdim. Çok eğlenirdik. Çadırlarımızın arasında koşup dururduk. Ya kaçardım ya da diğerleri tarafından kovalanırdım. İnanılmaz bir maceraydı benim için. Karşı konulmaz bir heyecan!

Sonra tarlalar satıldı. Ev yaptılar. Şimdi o tarla hangisiydi kestiremiyorum bile. Sorarsan da komşularımız var artık ama tanımıyorum.

Birde evimize iki yüz metre uzaklıkta bir arsa vardı. Hafif eğimli bu arsa yemyeşil kısa otlar ile kaplıydı. Aslında hazır çimlere benziyordu fakat yüzde yüz doğal olduğu için çim diyemeyiz. O kadar güzeldi ki yanındaki evleri ve yolu saymazsak cennetten bir parça sanırdınız. Bu çimenliğin bir kısmı mini minnacık papatyalarla süslenmişti. Öyle büyüleyici görünürdü ki... Kendimi gerçekten önemli hissederdim çünkü böyle güzelliklere herkes şahit olamaz diye düşünürdüm.
Bu çimenlikte çok piknik yaptık. Arkadaşlarımızla vakit geçirirdik. Top oynardık. Eğimli olması çok hoşuma giderdi böylece üzerinde uzanmak daha keyifli olurdu.
Otururken papatyalara kıyamazdım. Dikkat ederdim aralarına otururdum, incitmeden orada vakit geçirdim. Evimiz yakın olduğu için defterimi, boyalarımı alıp resim yapmaya giderdim. Kendi kendime saatlerimi geçirirdim. Baharın bana verdiği en güzel hediyeydi bu huzur.

Sonra gelip kazdılar her yeri. Ne çimenlikten eser kaldı ne de papatyalardan... Minik Büş'ün yaşadığı tüm anılar o papatyalarla birlikte kayboldu.

Şimdi ruhsuz ve duygusuz bir şekilde bakıyorum oradan geçerken. Karşımdaki çamlara yine gülümsüyorum. Yine güneş için şükrediyorum. Ama bazı şeylerin eskisi gibi olmaması canımı sıkıyor.

Çocukluğumun papatyaları yok artık. Susam balyaları ile dolu tarla da yok.  Buğday başaklarının sararışına da şahit olamıyorum.

Çok şükür hala güneş var. Çok şükür hala rüzgar var. İyi ki söküp yıkmak için ulaşamayacağınız yükseklikte de elinizden kurtuluyorlar. Gerçi sizler ve bizler yakın zamanda onları da halletmek için bir yol buluruz.
O zamanı görmeden inşallah açmamak üzere kapatırım gözlerimi.

Özlediğim papatya kokularıyla buluşurum umarım. Dizleri çimen lekesiyle dolu o küçük çocuk ile tekrar karşılaşırım umarım.

Sonra demek istemiyorum artık. Umarım yarınlarıma sonra'larsız ulaşırım.

Umarım...



4 yorum:

  1. Beğenerek okuduğum bir yazı oldu. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Keşke yazdığım konu da beğenilen şeyler olsa ama ne yazık ki değil... Yorumun için çok teşekkür ederim. Başka yazılarda görüşmek üzere ~

      Sil
    2. Rica ederim. Haklısın, doğallığın değerini bilen çok fazla insan kalmadı ne yazık ki. Teknolojiyi genellikle dünyayı mahvetmek için kullanıyorlar maalesef.

      Sil