Cute Light Pink Flying Butterfly

Translate

18 Ağustos 2015 Salı

Gözlerinin Rengini Bilmediğim Adama



























                                                                                   



                                       




Hayatımda tadabileceğim en güzel duygu olmasa da ilk duyguydu belki de sevilmek. 
Gözlerinin rengini bilmediğim adam tarafından sevilmek ise sevgilerin en aşağılayıcısıydı.
Fakat gözlerimin içine bakmadan ve elimi tutmadan sevebilen biri için yaşamak belki de en güzeliydi. Sevgiyi iliklerine kadar hissedebilmek en kusursuz olandı belki de. Ve sevgini onun iliklerine kadar hissettirebilme arzusu en kıymetlisiydi.

Karşılıksız bir sevgi havuzunda asla yüzmedim. Olmayanı da sevmedim. Sevmenin bir lüks olduğunu bilerek nefes aldım. 
Güneşin sırf ben seviyorum diye bu kadar güzel parladığını biliyordum. Nefes alırken onun için yaşadığımın da farkındaydım elbette. 
Şarkıların onun sayesinde anlamlı olduğunu da biliyordum. Aptal değildim fakat aptal aşığı oynamak hoşuma gidiyordu.
Sevdiği şeyleri sevmek de beni ona ait hissettiriyordu. 

Görmüyordum, duymuyordum ama seviyordum.

Sevme duygusu beni korkunç bir şekilde kendine esir almıştı. Bunun bir büyü olduğunu düşünemedim. Yumuşak duvarları olan bu hapishanede hapis kalmak beni güvende hissettiriyordu.
Bunun bir lütuf olduğunun farkındaydım fakat böyle düşünmek istemedim.
Şükretmedim onun yerine daha fazlasını istedim. Kalbinin benim olması yetmedi bana sanırım.
Nefesini avucumun arasına almak istedim. Kokusunu saçlarıma hapsetmek istedim. Yani bilmiyorum daha somut bir şeyler istedim sanırım.

İltifatları beni mutlu etmedi. Bana, mutluluk hissinin bu duygu için ne kadar aciz bir tanımlama olduğunu gösterdi. 
Bu his uçmaktan daha güzel miydi bilmiyorum. Gerçekçiydim, daha önce de hiç uçmamıştım bu yüzden bilmiyordum.
Fakat duyduklarım sarhoş olmama yetmişti. Sarhoş olmak için günaha girmeye gerek yoktu. Utandığın için gözlerinin rengini bilmediğin adamın sözlerine kulak vermem yeterliydi.

Gözlerinin rengini bilmediğim bu adamın dudaklarından, gözlerinin rengini duymak ise en komiği idi. Gerçek olup olmadığını kontrol etmek için  gözlerine bakmaya cür'et edememek ise sevmenin en masum hali idi.

Mükemmel bir kadın olduğumu söyledi. Yalandı ama hoşuma gitti.

Dünyanın ne kadar kötü bir yer olduğunun farkında değildim. Seviyordum, seviliyordum. Bu benim için yaşamaya yeterdi. 
Orada gözlerinin rengini bilmediğim bir adam vardı. Var olduğu gerçeği yaşamam için yeterli bir sebepti. 
Ona teşekkür edeceğim çok şarkı vardı. Ona teşekkür edeceğim çok kitap vardı. O zamana kadar bu kadar "çok" olduğunu fark etmemiştim bile.

Gerçek olmayan her şey hoşuma giderdi. Hayal gücümü de doruklarda yaşardım. Sanırım bu yüzden gittiğini de çok geç anladım. Kalbinde bana yer yoktu. Kabul etmesi ise en zor olanıydı.

Sevgiyi suçlamak kolay geldi. Aşkın koca bir yalan olduğunu söylemek daha az canımı acıtacaktı.
Sevildiğim kısa süre boyunca gerçekliğine inandığım sevgi benim için sadece çöp yığınıydı.
Çünkü beni seven adam beni kandırmıyordu. Beni gerçekten seviyordu. Bu durumda sadece kendime kızmalıydım. Berbat bir adam olduğu halde onun beni sevmesine izin vermiştim ve bundan faydalanmıştım.

Sevgiye açtım o ise benden daha fazla sevmeye açtı.

Giderken bağırmaya hakkım yoktu bu yüzden güldüm. Bu canını yakmaya yetti. Diyecek pek bir şeyim yoktu yine de susmayı tercih etmedim. 
Söylemediğim bir şey vardı elbette. Söylemek istemediklerimin yanında bunu haykırmak istiyordum.

Beni sevdiğin için teşekkür ederim. Yalandı ama hoşuma gitti.


14 Ağustos 2015 Cuma

OT OLMAK İSTİYORUM




Fakat kararım kesin ot olacağım.

Bu konuda fazlası ile hassasım. Samimiyetimle dile getiriyorum: Ot olmak istiyorum.
Ot olmanın amaçsızlığını iliklerime kadar hissetmek. Bu sorumluluktan yoksun durumu kanımın son damlasına kadar kullanmak, bu lüksü boşuna harcamadan efendi efendi toprakta bitmek istiyorum.

Sevgili bahçıvanlar, belediye görevlileri ve tanımadığım bir sürü adam, amca, efendi ya da ne olduğu belirsiz şahıslar beni yolsa, kesse yahut koparsa bile, ben varlığımın gereksizliğini umursamadan sürekli bitmek istiyorum. Yılmadan, yıkılmadan ve hatta sıkılmadan oracıkta tekrar tekrar yeşersem. Büyüsem de büyüsem. Yokluğumun kimseye koymadığı şu dünyada inadına var olmak için savaş versem ve bunu büyük bir gayesizlik ile yerine getirsem...

Fütursuzca üzerime basan insanlara inat, yüzümün, kaşımın, gözümün ve hatta bedenimin yamulmasına, eğilip büzülmesine aldırmadan bir halt varmışcasına yaşamak için fuzuli bir çaba göstersem.

Üzerime serpilen her bir su damlasına şükür etsem. Etsem de gürlesem, daha da alevlensem ve yaşama coşkusu ile yanıp tutuşan bu gönlümde at koştursam.

Varoluşumun amaçsızlığına hiç sövmesem.
Yağmura sevinsem, güneşe sevinsem, rüzgara sevinsem.
Çiçekli olanlara özenmesem. Onlarla gereksiz bir rekabete girmesem. Ağacın heybetini kıskanmasam. Lalenin zerafetini öfke ile karşılamasam. Sudan korkmasam, çamur olmaya aldırmasam.

Bir anda bir nebze olsun yararlı olduysam ne mutlu diyerek beni yalnızca vücudunu besleme unsuru olarak gören, süt kaynaklı bu canlıya da kırılmasam, asilliğine sual olunmayan diğer canlı için de savrulmasam.

Yok olmaktan ve yeniden doğmaktan korkmasam. Yalnızca yaşamanın heyecanına ortak olsam ve ölümün tatlı kokusu ile mest olsam. Olduğum hal için mutlu olsam ve olmadıklarım için isyan etmek yerine oldurana şükür etsem.

Kendim için değil de onlar için yaşasam ve ölsem. Dediğim gibi keşke ot olsam.

Ot gibi yaşasam ve ölsem ve yeniden doğsam.
Yalnızca bu zarif ve bir o kadar da kayda değer olmayan, ama yeşil ama sarı rengi ile doğanın en anlamlı bir o kadar da en değersiz sayılan canlısı olan ot olsam.

Üzerime basacaklarını bilsem de varlığımdan bir haber yaşasalar da böylesine bir yaşamın lütuf olduğunu bilen bir ot olarak yeniden var olsam.

Bunları bildiğimden habersiz olan iki ayaklı ucubenin altında ezilirken daima varoluş gayemi taşısam yüreğimde ve en içten dualarımı bu küçük ve yeşil bedende etsem.

Böyle bir yaşamı dilesem ve gerçek olsa...

Ben keşke bir ot olsam.