Cute Light Pink Flying Butterfly

Translate

25 Haziran 2015 Perşembe

FARKLI OLMA SORUNSALI

Selam dostlarım. Saçmalamaya geldim! Kendi hayatımı burada parça parça anlatmak hem herkesin hoşuna gidiyor hemde kendimi kendim gibi hissetmeme sebep oluyor. Bundan her ne kadar pişman olacağımı bilsem de anlatmaya devam!

Geçen sefer farklı olmak konusuna fazla yüklenmiş olmalıyım ki dostlarım yoğun istekte bulundu bu nedenle bende geçmişimin sayfalarını açıp size tüm açıklığı ile anlatmaya ve kendimi rezil etmeye karar verdim.


(Mimde bahsettiğim minnak ilk okul farklılıklarımı tekrar yazmayacağım.)

Bundan yıllar yıllar önceydi. Okula gidiyor muydum acaba? Gidiyorsam bile ikinci yada üçüncü sınıftayım. Mahallemizde aynı yaş grubunda olduğum dört kız vardı. Fakat hiçbiri ile doğru düzgün anlaşamazdım. Aynı zamanda benden 3-4 yaş büyük okullu ablalar vardı ki ben onlara abla demezdim.

Biyolojik yaşım küçük tayfa ile vakit geçirmek isterken beyin yaşım büyük tayfayı tercih ederdi.
Büyük tayfa ile daima daha fazla eğlenirdim. Onlarla uyum sağlar ve iyi ayak uydururdum. Fakat ne yazık ki en küçükleri ben olduğum için beni kullanırlardı. İçten içe bana güldüklerini ve benimle dalga geçtiklerini de bilirdim fakat hayır diyemezdim. Arkadaşlıkları ile tehtid ederlerdi beni. Bu durumdan korkar ve her dediklerini yapardım. Elbette çok saçma şey istemezlerdi fakat kullanıldığım aşıkardı.
(Aslında benden çok saçma bir şey istemişlerdi ve bende yapmıştım fakar bunu asla açıklamayacağım.)

Büyük olan tayfa ile ağaçtan ağaca tırmanır, maceradan maceraya koşardık. Mahallede tiyatrolar düzenler, geceleri elimizde meşalelerle dolaşırdık. Onlardan küçüktüm ama uyum sağlardım. Beni ezerlerdi. Aslında çok zoruma giderdi çoğu zaman karşı çıkmak isterdim ama yapamazdım. Gerçekten ezildiğimi ve küçümsendiğimi şimdi şimdi idrak ediyorum. Birisi üniversiteyi bitirdi. Birisi üniversite ikinci sınıfta diğeri Tıp'ı kazanıp gitti. Şimdi onlara tüm dediklerini anlatsam yüzleri acaba nasıl bir şekil alırdı merak ediyorum. Birisi hemen yan komşumuz diğer ikisi de çok yakın fakat şuan hiç görüşmüyoruz. Büyümek onlara da zor gelmiş olmalı.

Küçük tayfa ise yaşıtım olanlardan oluşmasına rağmen bir avuç beyinsiz gibi gelirdi. Hatta şuan da öyle geliyorlar. Asla oyun kuramazlardı. Evcilik oynamayı bile beceremezlerdi. Her zaman ben liderlik yapardım fakat inanılmaz sıkıcı olurlardı. Bir tanesi ile hiç doğru düzgün oynayamazdık eve gidince gelmezdi. Bir tanesini hemen her oyunda yendiğim için çok sıkılırdım çünkü bir anlamı yoktu. Diğeri ise kaybedeceği oyunları asla oynamak istemezdi. Bu nedenle sürekli geçimsizlik yapardı. Öbürü ise inanılmaz asosyaldi ve o zamanlaroın meşhur dizisi Cennet Mahallesi'ni izlerdi ve bu beni uyuz ederdi. Evlerine onunla vakit geçirmek için giderdim ve saatlerce onu izleyip: "Ne kadar saçma. Tam bir saçmalık. Nefret ediyorum. Bence çok banal." diyip dururdum.
Cidden çok sıkıcılardı.

Fakat ortada şöyle bir sorun vardı. Büyük tayfa ile oynarken evcilik oynamayı, basit şeyler yapmayı, bebeklerimi giydirmeyi özlerdim. Hemde çok özlerdim. Küçük tayfa ile takılırken ise maceradan maceraya koşmayı, gerçekten yararlı ve akıllıca faaliyetler yapmayı, kafa dengi insanlarla sohbet etmeyi çok isterdim.

Sonuç olarak hep bir orda bir burda takıldım. Büyük tayfaya usana sıkıla ben bunları bunları yapmayı seviyorum ve özlüyorum derdim. Onlarsa eğer gidersen bir daha asla gelemezsin diyorlardı. Bende gidiyordum.
Küçük tayfa ile takılırken ise büyüklerin bana dediklerini onlara diyor, yaptıklarımızı ise onlarla yapmak istiyordum. Çünkü her gün bebek oynayacak değildim! Onlar bana uyum sağlayamıyor ve bu nedenle onlardan çok sıkılıyordum. Bu yüzden büyük tayfanın yanına gidiyordum ve onlarda beni her seferinde kabul ediyorlardı.

Ben büyük tayfaya her seferinde "Neden seçmek zorunda bırakıyorsunuz?" diye sitem ediyordum. "Hem sizinle hemde onlarla vakit geçirebilirim." Fakat bunu kabul etmiyorlardı.

Büyük tayfa akıl almaz, saçma şeyler yapmaya başlamıştı büyüdükçe. Ben hala çocukken onlar ergen olmuştu. Saçma sapan kız muhabbetleri yapıyorlar ve saçma sapan aşk üçgenleri içine giriyorlardı. O yaşımda onların bu yaptıklarını küçümsüyor ve saçma buluyordum. O kadar saçma sapan davranıyorlardı ki...

Tüm bunları 9-10 yaşlarımda yaşadığım için onların oldukları o yaşlara geldiğimde tüm bunlar bana sıradan ve boş gelmişti. Arkadaşlarımın konuştukları konular ve yaptıkları davranışlar çok saçma geliyordu. Bunlara çok küçük yaşlarda şahit olduğumdan mı yoksa cidden karakterimin kabul etmemesi sebebinden mi bilmiyorum ama çok saçma geliyordu. Çevremdekileri yargılamaya başladım. Eleştirmeye başladım. Bu nedenle sevilmemeye hatta dışlanmaya başladım. Berbat bir beşinci sınıf geçirdim. Kızlar benden haz etmiyordu. Voleybolda kızlar erkekler sınıf müsabakası yapacaktık ve kızlar takımlarına beni kabul etmemişti. Bunun aksine erkekler benimle vakit geçirmeyi çok seviyorlar ve beni çok "Harbi" buluyorlardı bu nedenle de erkekler takımında oynayan tek kız oldum.

Maçta yaptığım hatalardan dolayı bana bağırmıyorlardı. Atışlarımda beni tebrik ediyorlardı. Benimle seviyeli bir şekilde şakalaşıyorlardı, bana saydı duyuyorlardı. Bu beni iyi hissettirmişti. Şaşırtıcı bir şekilde de bizim takım maçı kazandı ve cidden kendimi çok mutlu hissettim. Erkekler, kızlardan daha iyi diye düşündüm.

Kızların beni sevmemesindeki sebep elbette bendim. Benim sert eleştrilerim, dobra konuşmalarım ve sivri dilliliğim. Fakat beni böyle kabullenmemeleri onların sorunlarıydı. Böyle olduğunu düşünüyordum. Şimdilerde beni dışlayan tüm o arkadaşlarımın rezil bir hayatları olduğunu görüyorum. Ben hala aynı benim. Edebimden taviz vermedim, düşüncelerimi insanlara göre değiştirmedim, ikiyüzlülük yapmadım. Fakat diğerleri daima değişti. Olumlu bir değişme değildi bu.

Ortaokul yıllarımda da anlaşamadığım çok fazla tip olmasına rağmen anlaştığım insanlar bunu aza indirgemeyi başarmıştı. Bir çok aptal kız ile saç baş kavga edecek olmuştum fakat yumruklarımı sıktım. Öylesine boş insanlar için değmez diye düşündüğüm için değildi. Asıl sebebi daha önce hiç kavga etmediğim için iyi dayak atıp atmadığımı bilmediğimdendi. Fiziksel olarak oldukça esnek ve güçlüydüm. Fakat kendime güvenmiyordum. Küçükken oğlanları döverdim fakat onu ilkokulda çoktan bırakmıştım. Elim çok sertti biliyordum ama bu aptal kızların "Benim arkam var kızım." derken kullandıkları "Arkam." kelimesi kafamı karıştırıyordu.

O kızların saçlarını ellerine hiç veremedim. Geriye dönsen verir miydin? diye sorarsanız ise... Cevabım hiç kuşkusuz hastanelik ederdim olurdu. Yapardım. Yapabileceğimi biliyorum.

Sonuç itibari ile. Farklı olduğum için daima birileri ile anlaşmazlıklar yaşadım ve kabul göremedim. Eğer beni yokmuş gibi görseler sorun olmazdı fakat sürekli benimle sürtüşme halinde oldular. Bu nedenle benim hep huzurum kaçtı.

Küçük bir çocukken yaşadığım onca şey ve garip deneyim yüzünden büyüyünce aynılarını yaşayan arkadaşlarımı küçümsedim. Böyle şeyler başıma gelmemişti fakat şahit olmuştum. Bu nedenle böylesine bir tepki göstermem oldukça normaldi.

Farklı olduğum için mi "aykırı" diye nitelendirildim. Yoksa "aykırı" olduğum için mi farklı oldum bilmiyorum. Tek bildiğim üzerimdeki "farklı" kimliği sahip olduğum bir doğum lekesi gibi ve bu leke nereye gidersem benimle birlikte gelecek. O nedenle nerede okursam okuyayım, nasıl insanlarla karşılaşırsam karşılaşayım, yaşım kaç olursa olsun daima böyle sorunlarla karşılaşacağım ve "aykırı" olarak nitelendirileceğim.

Canımı sıkan böyle görülmek değil. Canımı sıkan normal olan kişinin bendeniz olduğu halde anormalmış gibi karşılanıp, anormal olanların toplumun çoğunluğunun anormal olması nedeniyle normal karşılanması. İşte canımı sıkan bu.


PERŞEMBE GÜNÜ İLE ALAKALI DEĞİL

Bugün günlerden perşembe. Silgi tozlarından ve test kitaplarından arınmış güzel masamda otururken perşembe gününü sorgulama gereği duygum. Perşembe deyince sinestezik zekam çalışıyor ve perşembeyi vişne çürüğü bir renkten daha açık, pembeden daha kapalı bir renkte görüyorum.

Perşembe gününü düşünmek insana kendinin ne kadar sıradan olduğunu hissettiriyor. Perşembe günlerini daima sevmişimdir. İlk okulda beden eğitimi dersleri hep perşembe günü öğleden sonra olurdu. Çok sevdiğim beden dersleri nedeniyle perşembe günü de çok sevdiğim gün haline gelmişti.

İşim gücüm olmadığı için burada oturup perşembe gününe duyduğum sempatiyi, sevgiyi hatta hayranlığı anlatmak cezbedici geliyor. 

Başımı cevirip geniş terasımıza baktığımda ilerisindeki manzaradan alabildiğine yeşilliği görmek perşembe gününe has bir şey mi merak ediyorum. Kulağımdaki kulaklıklardan hiçbir müzik sesi gelmezken hafif hafif şıpırtısını duyduğum su sesi minik akvaryumumuzdan geliyor. İsimleri Kira, Katran ve Schatzim olan bu üç balık için yeterince büyük olmayan bir su alanı. Onlar için üzülmüyorum çünkü gün boyu karınları tok yüzüyorlar.

Masamın üzerinde dağılmış bir sürü mektup zarfı var. Henüz sadece ikisinin üzerine resim çizdim ve süslemeye çalıştım. Diğerleri için yaratıcı fizikler bekliyorum fakat pek şanslı değilim. Her yere saçılmış renkli kalemlere ve keçelilere ek olarak iki kalem kutusunun içerisinde fosforlular, kurşun kalemler ve daha bir çok zımbırtı var. Bu da perşembe gününe has bir durum değil. 

Karşımdaki pencerenin kenarına özensizce yerleştirilmiş üç küçük fesleğen saksısından büyüleyici kokular geliyor. Dışarıdan gelen bıyıklı baştankara kuşunun ötüşü beni gururlandırıyor çünkü kuşlarla pek fazla ilgilendiğim için onun adını biliyorum. Kuşları çok severim ve hobi olarak onları araştırıp bilgi edinirim. İşte bundan gurur duyuyorum ve bu da perşembe gününe has bir şey değil.

Denizden esen bu tatlı rüzgar içimi gıdıklıyor ve denizin kokusunu bana kadar taşıyor. Bu his hiçbir şeye benzememekle birlikte birçok şeyi anımsatıyor. Fakat bu da perşembe gününün bana bahşettiği bir olay değil.

Bunları her gün her sabah hissediyorum. Saat her 17.50 olduğunda tıpkı böyle hissediyorum.
Pencerenin önüne her oturduğumda fesleğenlerin kokusunu alıyorum ve bıyıklı baştankaraları dinliyorum.
Her seferinde rüzgarı böylesine dolu dolu hissediyorum ve denizin kokusunu alıyorum.
Her seferinde sizlerin karşınıza oturup aklımdaki her şeyi döküp çekilip gidiyorum.
Bunu ben hep yapıyorum ve bu kesinlikle perşembe gününe has değil.



24 Haziran 2015 Çarşamba

SUCKSEED

 Size bir film önerisi ile geldim! Filmimizin adı SuckSeed!
Bir Tayland yapımı olan bu film hayatımın filmi desem abartmış olmam sanırım. Bu filmi uzun önce keyfetmiştim fakat çeviri bulamamıştım. Tüm siteleri alt üst etmiştim. Henüz izlemeden bağlandığım bu filmin çevirisi için nelerimi vermezdim!
Fakat geçen ay Yeppuda'da bir şey fark ettim. Yıllar önce aradığım bu film çevrilmiş bir şekilde orada duruyordu! Nasıl tepki verdiğimi tahmin etmek zor değil. Sanki elimden kaçacakmış gibi hemen oturup izledim.
Gerçekten beklediğim gibiydi... Harika!

Aslında abartılacak bir film değil. Keyifli bir gençlik filmi fakat benim için çok önemli.
Çok konuştum, filme geçelim.




Ped(Jirayu Laongmanee) ve Koong(Pachara Chirathivat) küçüklükten beri arkadaş olan bir ikilidir. Taşınacak olan Ern(Nattasha Nauliam) adındaki baş karakter kızımız çıkan bir dedikodu yüzünden ağlayarak sınıftan ayrılır. Bu dedikodunun sebebi Ped'in hisleri ve utangaçlığıdır.

Yıllar sonra Ern bizim çocukların okuluna gelir. Ped ilk görüşte o olduğunu anlamıştır.

Aynı zamanda bizim bu ikili bir müzik grubu kurmaya karar verir. Daha önce kız tavlamak ve okulda biraz hava atmak için saçma sapan şeyler yaparlar. Fakat her seferinde başarısız olurlar ve herkesin dalga konusu haline gelirler. Fakat tüm saçma fikirleri öne atan Koong bu sefer kararlıdır. İkiz kardeşi olan Kay'in müzik grubunu Arena'yı alt edecek bir grup kuracaktır.

Çok iyi basketbol oynayan Ex(Thawat Pornrattanaprasert)'i gruba baterist olarak alırlar. Koong ana gitarist Ped ise basçı olur. Ped'in küçüklükten beri vurulduğu Ern yıllardır gitar çalıyor hatta bir kız grubu bile vardır. Fakat daima yarışmalarda finali geçemedikleri için pes etmişler ve grubu dağıtmışlardır.

Koong, Ern'e gruba katılması için teklifte bulunur ve Ern'de kabul eder. Olaylar böylelikle daha da ilginçleşmeye başlar.

Filmde arkadaşlık ve aşk çok güzel anlatılmakla birlikte inanılmaz eğlenceli bir film. Filmin çoğu kısmında kahkahalarla güldüm. Olaylar çok hoş işlenmış ve keyifli bir hale getirilmiş.

Filmin içerisinde müziğin de olması daha da keyifli kılıyor.

Küçüklük aşklarının saflığı, müziğe olan tutku, arkadaşlık için yapılacaklar çok güzel işlenmiş.
Aşık olmak her ne kadar acı olsa da burada öylesine eğlenceli işlemişler ki insan gülmeden edemiyor.

Cidden şiddetle tavsiye ediyorum. Hatta ben tekrar izlemeye gideceğim. O kadar güzel ve sevimli bir film ki!

Karakterleri tanıtalım;







PED

KOONG


EX



ERN VE PED









Çok eğlenceli ve sevimli olan bu filmi ailecek zevkle izleyebilirsiniz. Film bittikten sonra etkisinde kalacağınız şarkıları da dinlemeyi unutmayın!

Bu filmde en sevdiğim şarkı.  Tıklayın.