Cute Light Pink Flying Butterfly

Translate

10 Nisan 2015 Cuma

İZİN VERİN ÖĞRENEYİM


Neredeyse iki küsür aydır blogda güncelleme yapmadığımı şuan fark etmiş bulunuyorum.
Doğrusunu söylemek gerekirse önceden bloğumun yokluğunu büyük bir ihtiyaç gibi karşılardım ve güncelleme yapmadığım her günü vicdan azabıyla yaşayarak geçirirdim. Lakin içinde bulunduğum durum vesilesi ile artık ne güzide bloğumu önemsiyorum ne de başka bir şeyi.
Aslında bazı şeyleri olması gerektiğinden fazla önemserken, olması gerekenleri ise hiç mi hiç kaale almıyorum.

Dostlarım sanıyorum yoruldum. Burada gelip : "Ölüyorum! Bitiyorum! Bıktım! Hayatım berbat!" zırvalıkları ile doldurmak için değil de... "Ben böyleyim, peki neden böyleyim? Nasıl olmalıyım?" gibi sorulara cevap aramak için geliyorum belki de... Ya da her birinize birde böyle bir hayat var... Ya baştan eşşeğinizi sağlam kazığa başlayın ya da benim gibi kendinizi yemeyin diye söylüyorum.

Kendimi yiyip bitiriyorum. En üretken ve verimli geçirmem gereken şu yıllarımda böylesine umutsuz ve mutsuz konuşmamam gerektiğini bende biliyorum. Lakin hayat şartlarını ve Türkiye'nin durumunu bahane etmek kolay geliyor.

Ya evet gençliğimin baharında soğuk bir oda da kısılıp kaldı hayallerim. Küçük bir masa lambasının aydınlattığı kadar  benim dünyam. Odanın karanlık kısımlarına ulaşamayacak kadar yorgunum. Etrafımda öğrenilmeyi bekleyen milyon konu var. Çözülmeyi bekleyen boyum kadar kitap. Rengarenk kağıtlar, stickerlar, binbir çeşit kalem ve bir kupa kahve. Çekmecemde sinirden ağladığımda yemek için bekleyen çikolatalar. Bir kutu içinde ağrı kesiciler....

Göründüğüm güçlü yapının ardında küçük bir artçı sarsıntı ile yıkılabilecek bir bina var. Yıkılmadım henüz. Ya da böyle söylemek güçlü hissettirdiği için böyle diyorum. Böylesi hepsinden güzel gibi...

Böylesine berbat bir manzarayı betimlemek kolay geliyor dostlarım. Eğer bu savaşı kazanamazsam eğer... "Baksana o kadar çalışmış ama yapamamış, zeka da önemli." denmesi beni kıracak. Fakat bahanem çok benim.
 "Heyecanlandım ben sınavda." demek kolay.
 "Sürem yetmedi benim." demek de kolay.
Ne bileyim düdük çaldı, hoca baktı, biri öksürdü uyuz oldum demek de kolay.

Doğrusu ne o ağrı kesicileri tüketiyorum... Ne de sinirden ağlayıp çikolata yiyorum. Ha sinirden ağlıyorum tabi ki ama o kadarına hakkım olduğunu düşünüyorum. Neden böyle diyorum peki? Çünkü böylesine acı bir sahne hepinizden biraz ilgi toplayabilir. Böylesi bir sahne ile herkes bana hak verebilir. Böylesi bir sahne bir insanı güçlü gibi gösterebilir.

Ne yazık ki bu sahne gerçek değil. Bu sahne olmasını istediklerim. Bu sahne korkularım ve umutsuzluklarım. Bu sahne yokluğumun varlığı.

Gerçek sahneyi ise şöyle betimlemek hayatıma hakaret sayılmaz:

 Soğuk bir odanın içerisinde kapşonlu, annneanne patikli deli bir kız masa lambasının aydınlattığı yerleri aşan bir düş ile yaşıyor. Ders çalışmak haricinde lüzumlu lüzumsuz her haltı yapan biri. Fizik soruları ile uğraşırken bir yandan müzik dinleyip eğlenen biri. Saat epey geç oldu artık yatayım dediği vakit elindeki telefonla saatlerce manga okuyan ve bundan pişman olup "Yarın çalışırım." diyen biri.
Vicdan azabı ile dünyasını zehir ederken keyif aldığı şeyleri yapmaktan geri kalmayan biri. Acı içinde olduğu halde, ağlama derecesine geldiği halde sınıfa girdiğinden tüm dişlerini göstererek gülümseyen biri. Ders çalışırken bir yandan da çene çalan biri. Çalışırsa zaten yapabilecek biri. Neşeli biri. Yetenekli biri. Sınav sisteminin onun yeteneklerini ve değerlerini ölçemeyeceğine inanan biri. Kendine inanan ama etrafına kırgın biri. Eğer sevdiklerini düşünmese bir anda her şeyi bırakıp terk edecek biri.
O güçlü biri. O seven biri. O sayan biri. O aslında iyi biri.

 Keşke kafasına yüklediği sorumluluklardan daha fazlasını yapan biri olsaydı.

Hayatındaki iç karartıcı sahneleri sadece yazarken değil yaşarkende yok eden biri olsaydı.

O akıllı biri ama aptalın teki
O güçlü biri ama korkak gibi.
O seven biri ama sevildiğini sanan biri.
O benim işte.
Kendisi ile yüzleşmekten korktuğu için hep başkası tarafından kendini anlatan biri.
O yalnız ve kimsesiz biri. Etrafındaki yüzlerce insan etrafında tek kişi.
O benim işte.
Sırf içini rahatlatmak için açtığı son ses müzik ile gözleri dolup taştığı halde yazan biri. İnsanların arasında hiç gibi sayılan ama kendini değerli gören biri. "Hayır güçlü olacağım, ağlamayacağım, yapabilirim!" dediği halde ara sokaklarda çantasını sürüye sürüye dolaşan biri. İnsanlar iyi olup olmadığını sorduğumda "Deli gibi davranmadığım için moralim bozuk sanıyorsunuz ama bu benim normal ve durgun halim." diyevek kadar kendi ile barışık biri.

O benim işte. Aslında sizden biri de kimseye benzemeyen biri.
Küçük bir çocuk gibi camilere saklanan biri. Ağlamamak için gülen biri. Gülmemek için de susan biri.

Dostlarım bilmiyorum gelecekte beni neler bekliyor... Bilmiyorum ki seneye bu posta bakıp gülecek miyim? Yoksa ağlayacak mıyım? Hayır! Bilmiyorum ki olacaktan yahut hiç olmayacaktan neden korkuyorum! Bilmiyorum ya Hu! BİLMİYORUM! Nereden bileyim! Müneccim miyim ben nereden bileyim?
Öyle ise hakkım değil mi korkmak? Endişelenmek, ağlamak...

Bilmiyorum ya hu! Bilmiyorum.
Ama öğrenmek istiyorum. Bu yüzden pes etmeyip devam ediyorum. Olsun bitsin. Olmazsa bu bir son değil. Tekrar deneriz, yeni bir şey deneriz. Yıkar tekrar yaparız. Yeniden başlarız. Tekrar severiz. Bir kez daha nefret ederiz.

Tek istediğim... Tek istediğim... Etrafımdaki insanların beni kırmaması, yıpratmaması, incitmemesi. Ben yeterince kırıyor ve incitiyorum kendimi. Yormayın beni dostlarım. Destek olun bana, yahut çekilin gidin önümden. Destek olmuyorsunuz ya köstek de olmayın.

Bu benim yolum. Çekilin de geçeyim.

Bilmiyorum. Öğrenmem gerek. Çekilin.


8 yorum:

  1. Benim Agaşşi'm Ankara'ya gelecek, "Abla ben geldim" diyecek!... 💞

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayırlısı olsun da.. Şehir hep teferruat~
      Hep destek veren insan! Allah razı olsun senden~

      Sil
  2. duygularını ne güzel ifade etmişsin beni yıllarrr yıllarrr önceye sınava ilk hazırlandığım seneye götürdü. Herkesin geçmesi gereken yollar var o günlerin hiç geçmeyeceğini sanırdım her şeyi ertelemekten nefret ederdim sonra farkettim ki bu kısa bir süreçti birgün bitecekti ve yeni bir hayat başlayacaktı sonunda öyle de oldu.. Şimdi geri dönüp baktığımda o zamanları avantaja çevirebilseydim keşke diyorum çünkü hayat şimdi öncesinden daha zor benm için.. Her zaman bir engel olucak yaşamanın garip yanı da bu.. Dediğin gibi bilmiyoruz öğreniyoruz.. Ve aslnda en çok öğrendiğim şey de büyümek buymuş meğer.. Yüreğine sağlık..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Herkes aynısını diyor çünkü yaşayan öğreniyor. Fakat benim zamanımda şikayet edip eyleme geçmemek en kolayı işte~ Teşekkür ederim destek olduğun için!

      Sil
  3. Bu yazı için teşekkürler.

    YanıtlaSil
  4. Bu zamanda ders çalışabilmek zor iş yahu :S insanın aklını çelen bir koca yığın şey var etrafta. Çalışayım diye oturduğunda bile aklının bir köşesi o diğer koca yığında oluyor..Ama dişini biraz daha sık, ben de geçmez sanırdım ama geçiyor eninde sonunda. Önemli olan geçip gittiğinde, gereksiz yere kendini yıprattığın için üzülmemen. Ben sık sık bunun için pişmanlık duyarım...Umarım hakkında hayırlısı olur.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle öyle. Bu zamanda böyle mi bilmiyorum ama yığınla sorun olduğu konusunda hem fikirim. Amin, inşallah hayırlısı olur. Desteğin için teşekkürler!

      Sil