Cute Light Pink Flying Butterfly

Translate

22 Temmuz 2014 Salı

GİDİYORUM


Ve yoruldum Beyaz...
Gidecek bir yerim kalmadı. Duramıyorum da...
Aksine bağlanıyorum Beyaz, vazgeçemiyorum.
Bende senden yani parçamdan vazgeçmeye karar verdim Beyaz.
Duramıyorum, gidiyorum.
Kendimden kaçıyorum.
Bu aralar bir değişiğim Beyaz. Seni terk etme kararı aldım ya. Bittim ben demek ki.
Gözlerim daima nemli bu aralar Beyaz, bende anlamadım.
Kimseye bir şey anlatamıyorum. Sanki mühürlü dudaklarım. Susuyorum. Ben önceden öyle değildim. Neşeliydim ben. Yahut keyifli. Şimdi ise ne konuşup şakıyorum ne de gülüyorum.
Soruyorlar neyin var diye, yok diyorum net bir sesle. Hiçbir şeyim yok.
Yok. Beyaz bir şey yok içimde. Bir şey koptu benden.
Sahi ne yok içimde onu bile bilmiyorum. Böyle göğsüm boş gibi. Hani oradaki kalp atmıyor sanki. İşlevini yitirmiş... Peki ya nasıl yaşıyorum?
Onu da bilmiyorum ya işte...
O gece mesela Beyaz, o gece gökyüzünü izledim. Uzun uzun hemde.
Bakıyorum ağlayacak mı diye? Ama yok! Bir damla düşmedi yere. Olur ya biz dostuz ne yapacaksak birlikte derler ya... Hah işte bende gökyüzünden bunu beklerdim. Ama gökyüzü bunu yapmadı. Bu sefer destek olmadı bana. O düşürmedi yaşlarını.
Sonra yıldızları izledim Beyaz... Öyle güzellerdi ki... Yaratan minik minik lambalar yerleştirmiş sanki... Hiç sönmeyecek gibi, sonsuz bir güç taşıyorlar... Onlar bana ben onlara bakıyorum ama beni görmüyorlar.
Beni rahatlatan da buydu Beyaz. Beni bu halde görmelerini istemem. Bunun için döktüm içimi geceye...
Anneme, arkadaşıma, kendime diyemediklerimi ona söyledim.
Sonra Beyaz o gece gökyüzü bana hazır ihanet etmişken, yaşlarım dökülürken, ilk satırlarını okudum Beyaz.
Okurken de yine döküldüler. Tutamadım. Önce gözlerimden koptular sonra yanaklarımdan süzülüp avucuma düştüler. Engelleyemedim Beyaz.
Bana yazdığı ilki okudum Beyaz.
Okudum ve ağladım, ağladım ve okudum.
Ve bu sondu Beyaz...
Sondu çünkü gidiyorum.
Gelirim belki Beyaz.
Ama bu sondu.
Söyleyeceklerim bitmedi Beyaz.
Bitmedi ama susuyorum.
Özlüyorum Beyaz.
Gitmedi ama ben gidiyorum.
Ondan değil Beyaz, senden ve benden gidiyorum.

14 Temmuz 2014 Pazartesi

DHOOM 3

Bollywood kafası bölüm 2'ye gelmiş bulunuyoruz. Size izninizle yine dehşet bir film taktim etmek istiyorum.
Filmimizin adı Dhoom 3!
Biri yada ikisi yok yanlış anlaşılmasın. Direk üç.

Bakın Aamir Khan oynuyor diye demiyorum ama film cidden çok iyiydi. Aksiyon bunda, müzikal bunda. Gerçi Hint filmlerinin hepsi müzikal şeklinde ama. Kısaca çok havalı bir filmdi. Sevdim, sevdireceğim!



Biz O’nun insanlarıyız.
Bize kim meydan okuyabilir?
Umudun bin güneşi altında güneşlenerek,
Demir gibi güçlü bir irade ile,
Her adımda korkusuzca,
Kaderiniz elinizde yazılıdır.
İşte bugün gidiyoruz.


Film bu sözlerle başlıyor ve yine bu sözlerle bitiyor. Bak tekrar izleyesim geldi şimdi!

Çocuk Sahir öylesine sevimli çocuktu ki ben
daha uzun süre onu izlemek istedim. 


Filmin başlangıcı ana karakter Sahir'in çocukluğu ile başlar. Sahir ve babası bir sirk işletmektedir. Babasının banka borcu nedeniyle sirki kapatmak isterler. Son bir gösteri yapacaklardır ve banka memurlarını yeterince etkileyemezler ise sirkleri kapatılacaktır.

Yaptıkları gösterinin ardından ikna olmayan memurlar kesin bir emir verir ve sirki kapatmak isterler. Sahir'in babası bu durumu kaldıramaz ve kendini silah ile vurarak intihar eder. Küçük Sahir buna şahit olur.


Artık Sahir'in -Aamir- artık tek bir amacı vardır: Babasının intikamını almak!



Sahir büyüdükten sonra babasının sirkini tekrar yaşatmak ister ve Aaliya (Katrina Kaif) adlı dansçıyı ana kadın dansçı olarak işe alır.
Ve tek kelime ile söylemeliyim. Yaptıkları gösteri "Büyüleyici".


Tabi ki filmde hiç beklemediğimiz şeyler meydana geliyor. Filmde romantizm olduğunu söyleyemem doğrusu. Filmde aksiyon hakim. Üstelik 'Vay be!' diyeceğimiz olaylı sahneler dönüyor.


Zaten Sahir bildiğin Robin Hood'luk yapıp bankayı soyuyor. Ayrıca Hint polis teşkilatından gelen polislerle kovalamaca sahneleri oldukça havalıydı. Bunu da söylemeliyim.
Bu polislerden birini ise Abhishek Bachchan canlandırıyor. Yani genelde baş rol Aamir çok havalı ve mükemmel olur ama bu adamın da cidden ayrı bir karizması vardı.

Zaten bu film Chicago'da geçiyor bu nedenle daha bir Amerikan tarzı hakim. Polisiye ve aksiyonun hakim olduğu bu filmi muhakkak izleyin derim. Size hiç Spoi vermedim kıymetiniz bilin. İstiyorum ki izlediğinizde "Ana! Şaka mı?" deyin. Bunu gerçekten diyeceksiniz.


Aslında baş rol kız çok güzeldi fakat hiç samimi değildi bu yüzden beğenmedim. Hani nasıl söyleyeyim elektrik alamadım. O yüzden ciddi bir aşk filmi olarak görmüyorum ve zaten değil. İzleyin, görün.


Şunu da belirtmek istiyorum ki Aamir burada ayrı bir havalıydı. Nasıl desem farklı bir şeyi vardı. Şapkasına bayıldım ayrıca, böyle takarken çıkartırken ki hareketleri çok hoştu.


Ayrıca filmin sonu doğrusu içinizde bir boşluk bırakıyor. Hani böyle gülümserken göz yaşı dökersiniz ya, işte filmde bunu yaşıyorsunuz. Her ne kadar aksiyonlu geçse de film yüreğinize işliyor.
Ben çok beğendim doğrusu...
Yani izlediğinizde ne demek istediğimi anlayacaksınız. Ben çok beğendim umarım sizde seversiniz. Keyifli seyirler.

Biz O’nun insanlarıyız.
Bize kim meydan okuyabilir?
Umudun bin güneşi altında güneşlenerek,
Demir gibi güçlü bir irade ile,
Her adımda korkusuzca,
Kaderiniz elinizde yazılıdır.
İşte bugün gidiyoruz.





13 Temmuz 2014 Pazar

GHAJİNİ

Bollywood kafasına vurdum. Uzak doğunun peşindeyim de acaba o uzak doğuda başka neler var merak etmiyor musunuz?
Mesela oldum olası sevgi ve sempati duyduğum, kıyafetlerinden tutunda danslarına kadar hayran olduğum, hem sıcak hemde kültür olarak bize epey uzak bir ülke Hindistan.
Peki Hindistan'ın neyi meşhur? Benim için kuşkusuz Aamir Khan'ı. [Burada kıkırdadı.]
Size bir Aamir Khan filmi getirdim. Tanıtması benden izlemesi sizden efendim.



Filmimizin adı Ghajini. Romantizmin hakim olduğu bu filmde dram da var aksiyonda var. İzleyen yaşıyor kısaca.



Sanjay Singhania (Aamir Khan) 15 dakikada bir yenilenen bir hafızaya sahiptir. Evini, kendini ve her şeyi unutan bu adam kendince bir yol bulmuştur. Elinin resmini, gittiği her yerin resmini çeker. Kendine notlar tutar. Bu şekilde yaşamını sürdürmektedir. Bu hafıza kaybının geçmişte bir nedeni vardır. Sanjay'ın geçmişe dair hatırladığı tek bir şey vardır. Bir isim, o ise Ghajini'dir.

Aamir amca bu filmde çok karizmaydı. İnkar etmeyeceğim.
Resmen karizma geliyorum diyor!








Ayrıca Tıp okuyan bir öğrencinın bu vaka ilgisini çeker. Oldukça gizemli olan bu olayı merak eder. Bir şekilde Sanjay'a ulaşır ve olayların içerisine dahil olur.

Filmde Sanjay'ın geçmişini yazdığı günlüklerden öğreniyor izleyenler. Sanjay geçmişine duyduğu intikam nedeniyle bir çok insanı öldüren bir suçludur aslında ve peşine bir polis düşer. Daha sonra günlüğünü bulur ve okumaya başlar. Günlüklerin diğer kısımlarını ise Tıp öğrencisi kız okumaya devam eder. Bu şekilde bizde Sanjay'ın oldukça güzel hayatının nasıl berbat bir hala geldiğine şahit oluyoruz.

Kalpana(Asin Thottumkal) günlüklerden öğreneceğimiz baş roldeki kızımız. Hınzır, deli bir şey. Ama öyle saf bir kalbi var ki... Bir yanlış anlaşılma üzerine bizim Sanjay ile ilişkisi yalanını uyduruyor. Üstelik daha önce görmediği bu adam sayesinde kariyerinde yükseliyor. Ya hu kız o kadar sevimliydi ki mimiklerine öldüm resmen.

Ben çok sevdim bu hanım kızı ama!




Bizim Sanjay bu yanlış anlaşılmayı anlıyor ama çaktırmıyor, kızla vakit geçirmeye başlıyor. Ama bizim Kalpana, oğlanın Sanjay olduğunu bilmiyor. Nereden bilsin zaten? Adam ülke zengini ama kız saf.

 

Film aslında aksiyon filmi gibi görünse de oldukça romantik bir aşk filmi.
Saf ve temiz bir gerçek aşka şahit oluyoruz izlerken.

Tabi bu yaşanan hoş ve sevimli dakikaları biz hep günlükten öğreniyoruz o ayrı bir olay.

Doğrusu baş roldeki kız yani Kalpana (Asin Thottumkal) o kadar sevimli o kadar cana yakındı ki, resmen o sıcaklığı izlerken hissettim. Bu filmi izlerken gülümseyeceksiniz. Gözleriniz parıldayacak ama yer yer acı duyacak ve göz yaşlarınıza hakim olamayacaksınız.
Ben izlerken ağlamadım fakat belki siz benden daha duygusalsınızdır, belli mi olur.


Bunlar da filmin hoş ve sevimli kareleri.
                Asin'in duruşuna, mimiklerine, hareketlerine gülüşüne kurban olayım. Resmen bayıldım!

Ama filmde en sevdiğim bir kısım vardı ki... İnanın gözlerim doldu dostlar. Öyle sıcak öyle samimi bir sahneydi ki. Bakınız bu sahne için izlenir!
Sahnemiz efendim;

Şuan bir gözlerim yaşardı, mesut oldum doğrusu.
Filmin sonu da duygusaldı arkadaşlar... Pekala itiraf edeyim, duygusal bir filmdi. Tamam ağlamadım ama siz ağlayabilirsiniz.
Ben derim ki ilk fırsatta izleyin.
Hatta hemen şimdi izleyin. Bu film tereddütlük bir film değil tüm samimiyetimle ifade etmek istiyorum. İzleyin diyorum.
Tanıtması benden izlemesi sizden. Gitmeden en değerli sözleri şuraya iliştirip gideyim. Mutlu kalın.







11 Temmuz 2014 Cuma

ELF KIZI


Bir insan karmaşasının içinde gördüm ilk ve son kez onu.
Binlerce insan kaynıyor, taşıyor, yükseliyordu.
Küçük Elf kızı çarptı gözüme.
O kadar insan nasıl oldu da onu fark edemiyordu.
Ben bakışlarımı ondan ayıramazken, her zerresini beynime kazımaya çalışırken.
Onu nasıl göremiyorlardı?
Küçük bir Elf kızı gördüm işte orada. Orada uzakta, kalabalığın arasında.
Hayatımda gördüğüm en güzel gerçeklikti belki de.
Yüzündeki sükuneti unutmam mümkün değil.
Yanaklarının üzerine hafifçe serpilmiş çillerle uyum sağlıyordu kaşları.
Kirpikleri adeta kılıç gibi keskindi. Ben o kadar uzun bir yazgı görmemiştim daha önce.
Kocaman gözleri vardı içinde bir Dünya saklıydı gördüm. Gözlerinin rengi maviydi biraz yeşil biraz kahverengi... Bilemiyorum sanki hepsiydi. Bence en güzel onunkiydi.
Gümüş rengiydi gözleri belki de.
Saçlarını upuzun bir gelecek gibiydi sıkı sıkıya bağlanmıştı hayata.
Güneş rengi saçlarının uçlarına yaldızlar takmıştı rüzgara meydan okuyordu adeta.
Unutamıyorum o Elf kızını.
Sen nasıl bir güzelliktin öyle?
Etrafına bakıyordu Elf kızı. Şaşkınlıkla etrafına bakıyordu.
Aslında umursamaz ve ilgilenmez bir havada izliyordu bir noktayı.
Sükunet içindeydi, ne bir telaş vardı bakışlarında ne bir acele.
Dalmıştı ve öylesine izliyordu.
Gözlerimi ondan alamamıştım koskoca insan selinin içerisinde bir o vardı sanki bir de ben.
O beni fark etmemişti başka bir şeye dikkat kesilmiş izliyordu.
Kirpiklerimi kıpırdattım gözlerimi ondan ayırmak istemesem de onun ilgisini çeken şeyi merak etmiştim.
Bakışlarımı çevirdim o tarafa doğru. Bir şey yoktu orada. İlginç olan bir şey yoktu.
Tekrar ona doğru baktığımda gitmişti Elf kızı.
İlk ve son kez görmüştüm onu.
Orada, o kalabalıkla şahitlik etmiştim saçlarındaki yaldızlara.
Unutmuyorum, unutamıyorum o Elf kızını.
Ne de yanaklarına özenle serpilmiş çilleri.

10 Temmuz 2014 Perşembe

İSTEYEREK AĞLADIM


Sen hiç isteyerek ağladın mı?
Ben ağladım. Ağlamak istedim. İstedim ki dökülsün.
Dökülsün diye duygularım, açığa çıksın diye.
Nefes alsın diye ruhum. Yaşasın diye adım ve anılsın diye.
Belki kuşlar üstüme konar diye.
Ruhum yaşarken bedenim sonsuzluk şerbetini içsin diye.
Gözyaşı en güzel şiir bence.
En saf, en temiz, en gerçek.
Ben istedim ki kalemim olsun gözlerim ve yazsınlar bitene kadar mürekkebim.
Gözyaşlarımı saçayım ve bitmeden şiir kör olayım.
Kör olayım ve göremeyeyim yazdıklarımı.
Görmeyeyim ve pişman olmayayım sonra. Ve nefes alsın ruhum.
Saçılsın yaşlarım ve şiirim tamamlanmadan tükensin gözyaşlarım.
Ve zamanla kurur gider yaşlarım, unuturlar.
Belki kuşlar yaşar benim yerime ve yaşatırlar.
Ama gözyaşı en güzel şiirdir.
Yazınca bazıları dudaklarında taşır belki.
Belki dedim benimkini de taşırlar.
Olmadı yada olamadı.
Yine de isteyerek ağladım. Duysunlar diye beni ve görsünler diye sesimi.
Belki de dudaklarında taşırlar şiirimi.
Çünkü gözyaşları en güzel şiirdir.
Dedim ya olmadı belki de olamadı.
Ağlamak istedim çünkü...
Çünkü... Biliyorsunuz zaten.