Cute Light Pink Flying Butterfly

Translate

19 Mayıs 2014 Pazartesi

YAĞMUR YAĞDIĞINDA...

Yağmur açıklıktır.
Yağmur çıplaklıktır.
Yağmur her şeyi gün yüzüne çıkarandır.
İnsanın içinde olduğu ruh hali; yüzüne değen, saçlarını ıslatan, şemsiyesinin dışında kalan omzuna damlayan yaşlarla birlik olur ve akar gider...
Ruhumuzu temizlemez yağmur. Ruhumuzu bizden çalar. Alır götürür. Ayaklar altına alır. Bir çamur zerresi yapar. Üzerine basar geçeriz bizde fark etmeden.

Pencerenin camında biriken minik damla taneleri birleşirler ve beklenmeyecek bir hızla boylu boyuna akarlar pencereden. Yaptığı vazifenin kutsallığından güç bulur yağmur. Öyle bir kudretle yağar ki yağmur, insan yürümekteyken kaçar ondan. Korkar ondan. Adeta kendini gizlemek ister. Paltosuna sarılır. Yağmurluğunu giyer. Şemsiyesini bir kalkan gibi kullanır. Kudretinden korkar yağmurun. Onun sahip olduğu kudretini kendi sırlarını ortaya çıkaracağını bilir çünkü.

Kirpiklerine sürdüğü rimelin akacağını, düz saçlarını kabartacağını, gözlüğünü damla damla yapacağını, yeni aldığı süet ayakkabılarını yıpratacağını bilir insan.

Çirkin olacağını, dışlanacağını, bir hasta gibi dolaşacağını sanır insan.

Sanır ki saklandığında, gizlendiğinde ve kaçtığında içindeki çirkinliği kaybolacak.

Sanır ki gerçekler gün yüzüne çıkmadığında, içindeki fenalıkları insanlar görmediğinde iyi biri oldum.

Ama yağmur affetmez. Tüm çıplaklığı ile her şeyi serer insan önüne. Seni öyle bir ifşa eder ki ne siyah kalır ve mavi ne pembe. Bembeyaz kalırsın. Kirlerinden arınmış bir sen kalır geride.

Yağmur için fark etmez. Ben görevimi yapayım. Kudretimi göstereyim, der.
Siyah yada beyaz hepsi insan sonuçta.






























7 Mayıs 2014 Çarşamba

SİYAHMIŞ ONUN ADI


Yaz geliyor ya acılar da kaçacak yer arıyor. Sarının hakim olduğu yerde siyahın yeri yok! Davet edilmiyor ki hiç yaza! Gidecek, saklanacak bir yer arıyor. Gitmeden önce son kez canını yakacak insanın. İliğini kurutamaz belki ama kuyruk acısı bıraksın istiyor. Beni son kez acı bir şekilde hatırlasın da varsın ben yok olayım diyor. Öyle bir nefret bürümüş ki içini. Öyle bir yok olma korkusu sarmış ki benliğini. Son darbem olsun bu diyor belki de. Nasıl olsa kış gelince, yağmur yağınca yeniden doğacak, eskisinden de güçlü. Sadece kötü hatırlanmayı istiyor.

Kalbimizi acıtmayı istiyor. Kalbimize güçlü bir sızı bırakmayı istiyor. Başarıyor da... Kalbimizde öyle bir sızı bırakıyor ki... Öyle büyük bir göz yaşı tufanı ki bu. İnsanın içinde öyle fırtınalar kopuyor ki. Seni içine geçen öyle bir girdap ki bu...

Kalbindeki sızı hiç dinmeyecekmiş gibi...

...Peki kalbimizdeki sızıyı nasıl dindireceğiz?

Siyah bize son kazığını atmanın derdinde... Biliyorum. Ama bu bizi üzüyor sonuçta. Bunu görüyor siyah ve uzaktan kıs kıs gülüyor. Bilerek yapıyor. Siyah keder dostudur zaten.

Kalbimiz kırılıyor, ruhumuz daralıyor. Ağlıyoruz sonuçta, ya da özlüyoruz mutluluk tohumlarını. Acı çekiyor ruhumuz, nefes alamıyoruz. Parmaklarımızın arasından kaybolup gidiyor zaman yada hiç geçmiyor ve donup kalıyor veyahut aynı kötü anı aynı acı ile tekrar tekrar yaşanıyor. Zaman sürekli geri sarıp aynı kederi yaşatıyor bize.

Elimizdeki tek gerçek göz yaşları demek doğru değil bu vaziyette. Ele avuca sığmayan hüzünlerimiz var bizim yaşlar dışında. Kalbimizi delip geçen o acı hayaller....

Tasvir edilen her düş pembe, beyaz, mavi... Ama değil işte. Düşlerimiz siyah bizim, hayallerimiz siyah, gri...
İşte bunu duymak istiyor siyah. İstiyor ki hayaller siyah olsun düşler ise gri... Tek istediği umutsuzluğu son raddesine kadar yaşadığımızı görmek.

Siyah sebep oldu bunlara. Bir çukura düşmüşüz ki. Yok çıkamıyoruz. El uzatan yok!
El uzatan çok olduğunda bile güvenemiyoruz. Yapamıyoruz. İnsanoğlu kötü dediler bize. Peki ben insan değil miyim? Ben kötü değil miyim? Kötü olan insansa, peki ya siyah nedir? Nasıl mendebur bir mahluktur!

Güneşe merhaba diyecektim gülümseyerek. Neden siyah? Neden bunu yaptın kalbime. Neden istedin göz yaşlarımı görmeyi. Niçin mutlu ediyor seni benim hıçkırıklarım? Neden siyah? Neden!?

Ama bu acı ve gaflet tüm bedenimizi sarmış. Bir nefesi ile yerle bir eder adamı. Bu nasıl sabır Yarabbim.! Bu nasıl sabır? Nasıl dayanır bir insan böyle bir acıya... Ama bunlar sahte acılar diyorum... Geçecek.

Dayanacaksın sonra geçecek.
Yok mu çaresi, şifası? Var elbet var ama... Bende değil.
Siyah çekip giderken acıdan kıvranıyorsun. Nasıl bir sızı bu kalbimdeki, acıyı yaşadıkça artan.
Peki kalbimizdeki sızıyı nasıl dindireceğiz? Siyah söyle ki bulayım şifa. Söyle ki yaşattığın acılara olsun deva.
Söylemiyor. Söyleyemiyor. Çünkü gitmiş. Çünkü yaz çoktan gelmiş.