Cute Light Pink Flying Butterfly

Translate

26 Şubat 2014 Çarşamba

MAVİ BİR GECEDE YOLCULUK


Yine mavi bir geceden sesleniyorum sizlere. Bir avuç kum tanesi ellerimin arasından kayıyor. Sormuyorum ki niçin gidiyorsunuz. Rüzgar yine yapacağını yaptı.

Bu sefer avuç içlerim kuru bu nedenle kolaylıkla uçuyorlar kum taneleri ellerimden. Zira öncesinde avuçlarıma dökmedim bu kez göz yaşlarımı. Ağlamıyorum bu kez. Seviniyorum bu duruma. Büyüdün diyorum kendi kendime. Fakat sonradan vakıf oluyorum gerçeğe, göz pınarlarım kurumuş benim zaten ağlamaktan. Daha fazla dökülmüyorlar ki. Dökülemiyorlar yahut.

Ben rüzgara karşı yürüyorum yine de, tükenen kum taneleri avuçlarımın arasından kayıp giderken gülümsüyorum. Yüzüm kaskatı kalmış. Şakaklarımdan çeneme kadar kurumuş göz yaşlarım pek bir nazlandırıyor gülümsememi. Önemsemiyorum.

Mavi bir gecede tek başıma ilerlemekten inanılmaz bir keyif alıyorum. Yalnız ve kimsesiz olmak hiç bu kadar okşamıyor ruhumu. Karşımdaki manzarada biraz cesaretlendiriyor beni. Bu masmavi gecede tüm umut ışıkları yakılarak oluşturulmuş bir ay var karşımda. Dolunay gülümsüyor bana ve bende ona gülümsemeye çalışıyorum.

Önümdeki bilinmezlerden bir halat yapıyorum yürürken, elim boş durmasın diye. Pek kalın bir halat oluyor. Malzeme epey var çünkü. Sonra bu kalın halatı belime bağlıyorum ve diğer ucunu da fırlatıyorum gülümseyen dolunaya doğru. Bilinmezlerden yaptığım ip pek uzun olduğu için sonuna erişmem için epey yol almam lazım.
 Bu yolun başlangıcını geride bıraktım lakin hala korkunç geliyor gözüme. Ama ne pes ediyorum ne geri dönüyorum ne de korkumun esiri oluyorum. Sonunda dolunaya varacağım için epey heyecanlıyım aslında.

Daha da yürekleniyorum ve adım adım ilerliyorum. Arada tökezliyor ve duruyorum fakat devam ediyorum yinede. Mavi gecenin verdiği güçte es geçilemez doğrusu.

Sonunda ulaşacağımdan eminim dolunaya fakat ilerlemem gerek durmaksızın. Ayrıca bu bilinmezlikten yapılma halatım beni er ya da geç götürecek ona.

 Tek bir sıkıntı var içimde, mavi gece sona ermeden ulaşabilir miyim hiç bilmiyorum. Çünkü yaşam anahtarım mavinin ellerinde. Mavi gece sona ererse, ruhumda sona erer.  Son bir umut ışığı kalana dek ilerleyeceğim mavi gecede. Sönen umut ışığı ile göz kapaklarımı indireceğim. Mavinin yokluğunu ancak siyah giderir çünkü.








15 Şubat 2014 Cumartesi

ÜRET SONRA TÜKET

Şairin dediği gibi üç beş damla kandan olan insan size sesleniyor! Üç beş damla kandan olan insanlara sesleniyor. Ayıbımızı örtmeye geldim. Ah çok ayıp.

Zamanın getirdiği berbat bir ruh hali hepimizi kapladı. Hiç öyle metropol hayatı insanı bu hale getirdi demeyin. Siz seçtiniz böyle olmayı. Gülseniz bile illa sıkıştıracaksınız oraya bir hüzün, bir matem. Niçin? Niçinini ben bilmem. Ama öyle. Nicedir ki insanlar büyüdü, öğrendi ve daha çok büyüdü.

Eski devirde yaşayan insanlar duvarı kazıyarak resim yaparlarmış, daha sonra taş oymalar kale yapmalar derken şimdi günümüze kadar gelmiş ne harika eserler var. Bu zihniyetle yürüyüp iğrenç ötesi sprey boyalar ile çevreyi kirletenlere niçin kızıyorsunuz? Tarihi bilen genç onlar. Yalan mı? Yalan.

Bunu geçelim de ben hüzünden bahsediyordum. Hüzün... Var da yok. Olan ama olmaması gereken. Varlığı bilinen ama uydurulan. Hissedilen ama görülemeyen.  Nedeni ne bakalım mı?

Şöyle çevreme bir bakıyorum. Double**0 marka mı desem 456TYYR model mi desem ne desem bilemedim bir sürü çeşitte telefon. Olmayan istiyor. İsteyen alıyor. Olan alıyor. Olmayan yine alıyor. Alıyor da alıyor.
Sen o telefonu almadan önce yüz adet fidan dik ben sesimi çıkarmam. Ama sürekli tüketim. Biraz da sen üret, biraz da sen katkı sağla. Yok, ben kullanmıyorum der bu insan. Üretmeyi mı kullanmıyorsun? Eh hani senin atan nerede?

Şöyle düşünüyorum.

 'İnsanın telefonu büyüdükçe kalbi küçülüyor.'

Beni mazur görün. Demek istediğimi anlamışsınızdır her halde. Yanlış anlaşılmak istemem çünkü siz okuyucularım birer büyük telefona sahipsiniz. Yanlış mıyım? 

Benimse müzik dinleme kaygım olmasa telefon taşımayacağım gibi bir düşüncem var. Fakat ne zaman o telefondan internete bağlanma davası girdi işin içine beni de esir aldı. Bende oldum artık bir tüketen. Üretmeye gelirsek beslerim sokak kedilerini, toplarım yere atılmış çöpleri bir de maydanoz toplarım bahçemizden kısır için, başka bir üretim yok bende.

Küçülen kalpler soğumaya da başlıyor. Arkadaşlarım ellerimden tutar bazen. 'Ah, ellerin ne sıcak senin.' Öyle tabi ne kadar büyük kalp o kadar sıcak el.
Bir söz var ne kadar doğru olduğu bilinmez ama;

'Bir insanın kalbi sıcaksa, elleri de öyledir.' 

Yalan diyemem ama benim kalbim sıcak değil pek. Ya da karşıdakinin tutumuna bağlı. Herkes gelip ellerimi kalorifer niyetine kullanıyor. Ben ne yapayım şimdi bu durumda. Keşke telefonum büyük olsaydı. Baba bana cebime sığmayan telefonlardan alır mısın? I ıh.

O ayrı bir konu zaten. Önceden telefonlar çok büyük yok efendim takoz diye alaya alırken şimdi ki telefonları elimizle tutamıyoruz. Bir de minicik minicik veletler kullanmaya çalışmıyor mu bu telefonları. Vallahi sinir oluyorum.

Sen küçüğüm git elini toprağa çamura bula, niçin o yeni model takozları kullanıyorsun. Git kaybol sokaklarda merak etsinler seni. Uyuya kal bir ağaç kovuğunda, hayal kur daima. Boş ver o kızıl ötesi ekranı. Zaten yüreğin minicik ağır değil mi o telefon?

Benim eğer ki ihtiyacım olursa tabi alırım. Ama yeni model çıktı al, aha bunda yeni özellik, ay şu programı gördün mü? Görmedim! Sen hiç portakal ağaçlarının nasıl çiçek açtığını gördün mü? Görmedin. Göremedin. Eh bakmadın ki!

Metropoliteni yemişim, o da güzel be. Sen yeter ki bak, oku, izle, anla. Ama yok 'Yeni bir oyun çıkmış oynuyorsun kendine bağlıyor çok fena bir şey.' diyorsan o halde sana şunu derim. Daha önce hiç nergis çiçeğini kokladın mı? Koklamadıysan bilemezsin kendine bağlama işini. Kokla gel bana sonra diyebilecek misin hala o oyun bu uygulama.


Haydi şimdi seçin bir uygulamayı da sizi o hiç ulaşamadığınız düşlerinize ve hayallerinize götürsün. Hadi nergis çiçeğinin kokusunu size sunsun. Gerçek bir portakal çiçeği göstersin. Ay bir dakika dişimde maydanoz kalmış kusura bakmayın, gidiyorum.









14 Şubat 2014 Cuma

MESCUR

Kalbi kırık küçük bir çocuğum ben şimdi. Ne söylenirim ne de isyan ederim. Sadece üç beş damla göz yaşı dökerim böyle...

 E yazık değil mi gözlerine? Değmeyenler için niçin ağlarsın?

Zaten hep o değmeyenler dökmez mi yaşlarımızı?

Ama öyle değil işte. Değiyor ki ağlıyorum. Dokunmuş ki kalbime ağlatabiliyor ruhumu.

 Anlaşma yapmıştık aslında. Yine kandırdı beni, benden olan. Hani ey göz yaşım, akmayacaktın? Şimdi ne deyişti. Ağır mı geldi tüm bunlar? Çok zor değil mi?

Değil. Allah insanın kaldıramayacağı bir yük verir mi omuzlarına? Sadece imtihan bunlar sabret ki tekrar güneş açsın. Sabret ki tekrar gündüz olsun. Varsın göz pınarların kurusun, kalbim ağrısın bir süre bu acı ile. Ama sen sabret. Bu güneşin batışı olduğu gibi doğuşu da vardır.
Senin ruhun zaten siyaha aşık niçin ayırmak istersin onları? Siyahla beslen, geceyi sev, güneşin batışına sevin. Acı olmadan tatlının tadına nasıl varacaksın dostum? Katran karası siyah ile boya kalbini göz yaşların temizler onu sen merak etme. Sabret ve bekle. Bulunacak ruhunun şifası er ya da geç.



7 Şubat 2014 Cuma

İMZA: İNSAN

Dünya'ya gözlerimi kapamış bir halde bakıyorum. Nasıl gördüğümü sormayın, göremiyorum. Gözüm kapalı. Vurdum duymaz biriyim. Hiçbir şey umurumda değil. Kanımın rengi olmuş siyah. Her gün yer sızlıyor onun üzerine bastığım için. Toprak nefret ediyor benden. Önceden de böyleydi bir yarım. Ama şimdi tüm benliğimi kapladı içimdeki çirkinlik. Boş bir hayale kapılmış ilerliyorum. Bende bilmiyorum ne için çaba harcadığımı. Çaba değil bunun adı hayır. Çaba başka bir şey. Benim sahip olduğum şey boş bir hayat. Benim yaptığım şey ekmeden ürün istemek, benim yaptığım şey koskoca bir boşluk. Dedim ya tabi ki hep böyle değildim. İyi taraflarım da var gizli kalmış yerlerde, çürümeyen kısımları var kalbimin hala. Ama onlarda korkar oldu bedenimden. İzbe ve ucube ruhumdan korkar oldu. Gündüzüm gece oldu. Ben sahte ışıkların altında mutlu sanıyorum kendimi, aramıyorum güneşi falan. Ruhum karardı böyle benim. Yeşeren hiçbir umut yok içimde. Bunu söylüyor ağzım ama görmüyorum kendimi. Boşluktayım düşüyorum ama hala göremiyorum gerçeği. Siyah dudaklarımdan dökülüyor bu itiraflar ama görmüyorum. Göremiyorum. Hayır görmek istemiyorum. Zincir vurmak istedim dudaklarıma. Ama hala çürümemiş olan kalbim engelledi bunu. Görmüyor gözlerim. Bakmıyor. Giderken Dünya'dan gözlerimi açmak gelmiyor aklıma. Çünkü tamamı çürümüş beynimin. Ve işte parmaklarım tabiatıma hükmediyor. Veda ederken imzamı atıyorum. Siyah mürekkeple... İnsanım ben! Nasıl bir insansam artık. İnsanım ben.

4 Şubat 2014 Salı

LOVELY COMPLEX

Harika bir anime ile geldim! Dün gece bitirdim. Size sıcak sıcak sunmaya geldim. Animemizin adı Lovely Complex! 25 bölüm olduğu halde hiç sıkılmadan izleyeceğiniz harika bir anime! Kesinlikle izleyin! Kuşkusuz. Bana iki arkadaşım önermişti. Başları çok eğlenceli ve komikti. Ortalarında sıkıldım biraz. Ama sonları bir harikaydı. İzleyin, izletin, önerin.

[Resimlerde spoi içerebilir bu yüzden beni bağışlayın]















Anime oldukça eğlenceli bir konuya sahip. çokta romantik bir anime. İzlerken tebessümlerime engel olamadım ve saf saf sırıttım. Sizi temin ederim izlediğinize asla pişman olmayacaksınız.

Konusuna gelirsek;

Otani 156 boyunda -yaşına göre kısa boylu- biriridir. Buna rağmen basketbolda çok başarılıdır. Çok azimli ve bir şeyi istediği zaman ne olursa olsun elde eden birisi. Şahsen bana sorarsanız acayip karizma bir çocuk. Kuzenime almayı düşünüyorum. Hele Koizumi deyişi yok mu? Ah! (Sadece bu çocuğun tripleri için bile izlenir.)



Koizumi Risa 170 boyunda -daha sonra 2 santim daha uzuyor- hemcins yaşıtlarına göre oldukça uzun bir kızdır. Kısa bir erkekle çıkmayı asla düşünmez. Hayatta pek bir amacı olmayan, eğlenmeyi seven, neşeli ve çok büyük tepkiler veren bir kız.





 Birbirlerinden nefret ettikleri ve sürekli kavga ettikleri halde aslında çok fazla ortak yönü olan iki kişiler. Sürekli kavga etmeleri ve bağrışmalarından dolayı okulda komedi ikilisi olarak anılıyorlar ve ikisine takma bir isim ( All Hanshin Kyojin) bile veriliyor. İkisi de her zaman her yere geç kalıyorlar. İlgi alanları ortak. Aynı şeyleri yapmaktan keyif alıyorlar. Aynı zamanda aynı şarkıcıya hayranlar (Umibozu). Hatta aynı anda aynı şeyleri söylüyorlar, sürekli.



İşte Umibozu;

İşte Umibozu gibi poz veren Otani;
Ve işte Umibozu hayranı  All Hanshin Kyojin;
[Spoi Uyarısı]
Hatta ilerleyen bölümlerde Umibozu ile karşılaşıyorlar ve bir fotoğraf çekiniyorlar. Fakat Otani'miz kısa olduğu için fotoğraf alay konusu oluyor.
Animede bir çok karakter var. Hepsini tanıtmasam da bir yakışıklı turu yapabiliriz sanırım.(Pis gülüş)

Maity. Namı diğer M-A-İ-T-Y! Maity!
Kendisi stajyer öğretmen. Çok yakışıklı ve büyüleyici bir arkadaş. Pek tipim değil ama sınıftaki kızlar ölüyor. Buna Risa da dahil. Ve Maity;


Maity ile kuzen olduklarını sonradan öğrendiğimiz Haruka! Tam bir süt çocuğu olmasına rağmen havalı bir kerata. Risa'yı kahramanı olarak görüyor.

Kısa boylu sevimli ve saygılı Kazuki;

Her şeye rağmen benim favorim Otani;

Birde animenin aşk şemasını göstereyim sizlere;


















Çok romantik olduğu halde oldukça komik bir anime. Benim bu aralar favori animem oldu. İzlerken ki ruh halim aynen şöyleydi;
Şimdi biraz romantik sahneler gelsin;



                                 (Otani merdiven basamağında Koizumi'den iki basamak üstte *.*)



Yani demek istediğim çok hoş bir anime. İzlemenizi tavsiye ederim. Hoşça kalın!




2 Şubat 2014 Pazar

TONARİ NO KAİBUTSU-KUN

Bu sefer size bir anime tanıtmak istiyorum. Uzun zaman oldu değil mi? Yoksa bu tanıttığım ilk anime mi? Daha önce tanıttığım bir Movie olduğu için ilk diyebiliriz. Hadi başlıyorum.


Haru çok zeki fakat gerzek biri arkadaşı olmadığı için insanlara karşı korkutucu bakışlar göstermesi onun daha da yalnız olmasına neden oluyor. O sadece gerçek arkadaşları isteyen saf bir çocuk.




Shizuki sadece ders çalışan ve duyguları ile pek hareket etmeyen bir kız. o sadece okul birincisi olmak istiyor. çevresinde olup biten şeylere kafayı hiç takmıyor. Duygu adına bir ögesi bulunmayan Shizuki'nin tek hedefi başarılı olmak.



Natsume çok şirin ve güzel bir kız. Tüm erkekler onu görünce ondan hoşlanıyor bu nedenle kızlar ondan nefret ediyor ve hiç kız arkadaşı yok. Bunu çok dert ediyor ve bir kız arkadaşı olsun istiyor.




Ken Ji çok havalı, cool ve yakışıklı bir çocuk. Aynı zamanda oldukça başarılı fakat tam bir salak. Yön bulma duygusu sıfır ve hep kayboluyor. Bunu kimseye çaktırmıyor ve havalı görünmeye devam ediyor.




Sasahara çok iyi kalpli ve sevimli bir çocuk. Beyzbol oynuyor ve insanlarla iyi geçinmeye çalışıyor. (Anime'deki tek normal karakter diyebilirim.)




Oshima çok çekingen ve utangaç bir kız. Hiç arkadaşı yok ve sınıflarında temsilci. Hiç arkadaşı olmaması onu çok üzüyor ve arkadaşı olsun istiyor. Sevimli bir kız.



Çok komik eğlenceli ve romantik bir anime. Komik kısmı daha ağır basıyor. Şöyle söyleyebilirim ki gülerken ağzım ayrıldı. Anlayacağınız kahkahalarıma engel olamadım. Oldukça güzel bir anime izleyin! İzletin. Anime sevmiyorsanız eğer seveceksiniz. (Anime sevilmez mi ya?)

[Spoi içerebilir!]


Haru ile büyüyünce evlenmek istiyorum. Öyle sevimli ki! Shizuki! Değişi yok mu? Beni benden alıyor doğrusu.


Haru-kun hayvanları seven biri. Birde horozu var. Onu çok seviyor ve hatta okulda beslemeye kalkıyor. En çok güldüğüm yerler horozlu bölümlerdi sanırım.


Haru bazen sevimli bazen de tam bir belalı oluyor. Shizuki'ye hayran olan bu velet cidden çok karizma!
Shizuki daima ders çalışıyor. Nereye giderse gitsin Haru-kun'da onunla birlikte geliyor. (Kız fazla soğuk.)

Shizuki çok ders çalıştığı için başarılı Haru ise hiç ders çalışmadığı halde çok iyi fakat sınavlarda ismini yazmadan verdiği için hiç dereceye girmiyor. Eğer yazsa Shizuki'dan daha başarılı olacak. Çünkü arkadaş çok zeki!

Anime oldukça romantikti. Bazı kesitler geliyor.

(Ağağağağağa)

Animede en hayran olduğum adam Eğlence Salonu'nun sahibiydi. Aynı zamanda Haru'nun kuzeni. adam çok havalı. Şu gözlüklü olan!

Anlayacağınız eğlenceli ve güzel bir anime izlemenizi tavsiye ederim.

Ve son!
Pişman olmazsınız izlediğiniz için. Kapanışı güzel yapayım. Kendinize iyi bakın. Hoşça kalın!