Cute Light Pink Flying Butterfly

Translate

21 Aralık 2013 Cumartesi

KIRMIZI ŞEMSiYEM


Sadece biraz yağmurda yürümek istemiştim. Yürüyorum. Kulağımda; asfalt zeminde yürürken ayakkabılarımın çıkardığı ses, yağmur damlalarının kırmızı şemsiyemin üzerine düşüp eğimli yerden kayarak yere damlalar halinde düşerken çıkardığı ses ve iç sesim var. Kırmızı şemsiyemin altından etrafı izliyorum. Etrafı izlerken kışı niçin sevdiğimi hatırlıyorum. Çünkü kış soğuk. Bu ısınmaya ihtiyacımız olduğunu hatırlatıyor. Kışın içinde nefret duygusu var. Kış biraz da hüzünlü. O inatçı bir ihtiyar. Üzerinde yılların verdiği yorgunluk var. Biraz da mutsuz. Ama onu mutlu etmek zor değil kırmızı bir neşeyle onun çizdiği tablo bir anda değişiveriyor. Hüzünlü olan mevsimde bir anda insan gülümsemek istiyor. Bu benim elimde. Gülümsetmek.

 Kırmızı şemsiyemin altından etrafı izliyorum. Şikayet edebilirim pantolonumun paçalarının ıslanmasından. Ya da şemsiyemin üzerine damladıktan sonra kayarak arkama taktığım sırt çantamın bir kısmını ıslattığı için yağmura sinirlenebilirim. Ama yapmıyorum. Çünkü mutlu olmak benim elimde. Hava huzur verici ve ben yağmur damlalarının sesini dinlemekten memnunum.

Eve gidiyorum ve beni bekleyen sıcak bir yuvam var. Aslında biraz daha dışarıda kalmak istiyorum fakat ayaklarım beni eve sürüklüyor. Daha fazla bu yaşlı ihtiyara dayanamayacak kadar yorgunlar.
Kırmızı şemsiyemi evin girişinde kapatmak zorunda kalıyorum. Başımı kaldırıp son kez bakıyorum yağan yağmura bu sefer başımda kırmızı şemsiyem yok. Fakat gülümsüyorum karşımdaki görüntüye ve fısıldıyorum:
'Tekrar görüşmek dileğiyle.'

20 Aralık 2013 Cuma

SOKAK KEDİSİ BOB | Kitap Yorumu |


Yine bir kitap. Yine hoş bir an. Yine duygulu anlar. Yine Büş bu kitaba bayıldı.
Aslında kitabı çok daha uzun bir süre önce okudum fakat vaktim olmadığı için sizlere tanıtamadım. Neyse ne demişler geç olsun fakat güç olmasın.

Öncelikle belirtmeliyim ki bu gerçek bir hikaye. Kitabın yazarı James Bowen bu hikayeyi gerçekten yaşadığı için yazmış ve bu yakışıklı kedi Bob sayesinde hayatı değişmiş. Bu kitabı çok beğendim dostlarım. Kesinlikle tavsiye ediyorum.

Bob harika bir kedi. Aynı zamanda çok sevilesi. Onun bu cazibesine James karşı koyamadı. Ve harika bir dostluğun başlangıcı oldu.

Bob'un şirin yüzü sokaklarda gitar çalarak geçimini sağlayan ve ses çıkardığı halde fark edilmeyen James'in fark edilmesinde etkili oldu. Bu iki dost harika anılar yaşadılar birbirlerine destek oldular. James, Bob'un geçmişteki hikayesini hiçbir zaman öğrenemedi fakat kendininkini düşününce pek de farklı olmadığını düşündü. Bu iki koca adam birbirlerine hep destek oldular.

Şunu söylemeliyim ki. Bu kitabı okuduktan sonra biz kedim olsun istedim. Hala da istiyorum. Böyle bir dostluğu kim istemez ki? Okuduktan sonra sizde böyle bir kedinin dostluğuna ihtiyacınızın olduğunu düşüneceksiniz.

Bob James'in kabine dokundu. Gerisi hikaye...


                                Bob ve James'e el sallayın dostlarım.

                                   
Not: Bir kitapları daha var ve onu okumak için sabırsızlanıyorum. Okuyunca sizinle paylaşacağımdan emin olabilirsiniz. Teşekkürler.




AYNI YILDIZIN ALTINDA | Kitap Yorumu |


Hoş bir kitap ile karşınızdayım. Oh bekle! Çok Hoş bir kitap ile karşınızdayım. Kitapta kullanılan hoş bir cümleyi, bu kitabı övmek için kullanacağım. Bu kitabı okuduğunuzda yıldızların tadına bakmış gibi hissedeceksiniz. Enfes bir kitap. Bu hoş kitap için John Green'e teşekkür etmek istiyorum. Böyle kitaplara ihtiyacımız var Bay Green.
Eğer bu kitabı okumak konusunda kararsızsanız bir dakika bile düşünmeden alın ve okuyun. Büş şiddetle tavsiye eder.
Kitabın içine biraz göz gezdirirsek eğer;

Hazel Grace,
Yoksa Sadece Hazel mi demeliydim? Kitabın ana kahramanı. Kanser hastası olan bir kız. Annesinin zorlaması -iyi ki zorlamış diyeceksiniz okuyunca- ile kanser terapi merkezine gidiyor. Oksijen tüpü olmadan bir yere gidemez çünkü nefes almakta zorlanıyor kanseri nedeniyle.

Augustus Waters.
Evet Bay Metafor ile tanışmak için çıldıracaksınız. Tahmin edersiniz ki bu kişi de kitabın erkek kahramanı. Kanser hastası ve bir bacağı kanser nedeniyle protez. Ben ona Bay Metafor diyorum. Okumak için sanırsızlanın diye böyle küçük kırıntılar vermem de sakınca yok değil mi?

Bu iki genç bedenin nasıl yapboz parçaları gibi harika bir uyum ile birleştiğine şahit olunca dudağınızın kenarında oluşan tebessüme karşı koyamayacaksınız. Sonunu tek nefeste okuyacak ne Sadece Hazel'ın oksijen tüpüne ihtiyaç duyacaksınız. Okumadan geçmeyin. Pişman olmayacaksınız.

Şu hayatta kimin bir canlı bombaya dönüşeceğini tahmin edemezsiniz. Sadece hayatı yaşanması gerektiği gibi doğru yaşayın ve gülümseyin.


Not: Kitabın filmine yakında vizyona girecek. Yanılmıyorsam çekimler sona erdi. Kitabın film kapağını sizinle paylaşmak istiyorum.



Not1: Emçi dostum teşekkürler. Evladını -A.Y.A.- bana emanet ettiğin için.





15 Aralık 2013 Pazar

KIZIM

Küçük bir kızım var benim. Kıvırcık saçlı. Daima gülümsüyor bana. Her zaman güveniyor annesine tabi bende ona. Elinden tutup okula götürdüm onu. Hevesle başladı minik elleri yazı yazmaya fakat erken yoruldular. Oysaki hiç ağlamamıştı okulun ilk günü. Neden böyle aşağıda omuzları? Kendinden büyük çanta taşıyor nedeni bu mu acaba? Bilsem çare aramaz mıyım yavruma. Bilmiyorum ki. Yapmak istemiyor öğretmeninin verdiği ödevleri. Hani benim kızım doktor olacaktı diyorum sonra kızıyorum kendime el insaf daha birinci sınıf çocuğu ben neler düşünüyorum. Böyle doyumsuz olduk işte. İnsanoğlu böyle.
Bir gün sordum yavruma okulu seviyor musun diye? Ağzından tek bir cümle çıktı sonra oyuncaklarına gömülmek üzere uzaklaştı kollarımdan. Ağzından çıkan cümlesinin beni ne kadar sarstığının farkına varmadı minik yüreği.
'Hiç oyun oynamıyoruz ki anne.'




7 Aralık 2013 Cumartesi

BEKLEME VE YÜRÜ

İstedim ki daha güzel bir yer olsun dünya. İstedim ki mevsim ne olursa olsun mutlu olsun herkes. Hava nasıl olursa olsun hep huzurlu olsun yürekler. Sadece doğanın müziğini dinleyelim. Yapay çiçekleri satmak yerine gerçek çiçekleri koparmaya kıyamayalım.
Dileğimdi sadece gülen insanlar. Özlemim de bir kaç hoş sohbet ve kıkırdama sesleriydi.
Yakından bakınca büyük ve ürkütücü, uzaktan bakınca küçük ve soğuk olmayan bir kalpti istediğim. Her açıdan saf, temiz ve duru bir kalp. Sıcaklığının her yere yayıldığı bir kalp. İstedim ki yaşayan bir kalp.
Bekledim ben o dünyayı. Bekledim ben o sohbetleri. Bekledim ben o kalbi. İnsanın vakti beklemekle geçiyor zaten. Zaman su gibi akıp gidiyor. Zaman geçerken yaşlanmışım zaten bende. Saçlarıma aklar düşünce fark ettim. Artık ayaklarım daha yavaş hareket edince anladım. Neden bekledim ben bunca şeyi? Bunca özlem duyduğum şeylere koşarak gitmek varken ben niçin oturdum? İstedim ki benim ayağıma gelsin. Ben yormayayım o aciz bedenimi sadece bekleyeyim. Bekledim. Bir kere ayağa kalkıp adım atmadım. Hep bekledim. Yaşlanınca fark ettim. Şimdi diyorum keşke ayaklarım tutarken ulaşsaydım isteklerime. Ulaşmak önemli değil de en azından adım atsaydım.
Alsaydım sırt çantamı sırtıma cebimde birkaç bozukluk. Yürürken atsaydım telefonumu yol kenarına. Yolda yürürken rüzgarla saçlarımın oynamasına izin verseydim. Kulağımda hoş sohbetlerin beklentisiyle yürüseydim aheste aheste. Belirli bir hedefim olmadan sadece yürüseydim. Belki o zaman karşımda göreceğim hardal rengi manzaraya doğanın güneş rengi diyebilirdim. Diyemedim.



6 Aralık 2013 Cuma

KİM BU BÜŞ?

Merhaba!
Dikkat dikkat bu kişisel bir blogdur. Bu nedenle istediğim düşüncemi paylaşabilirim.
Şu üç yazıdır kendime çok taktım kabul ediyorum. Büş, Büş, Büş. Aman Büş. Çok abarttım kendimi. Yani kim ki bu Büş? O ben oluyorum. İyi olan birkaç özelliğim haricinde standart fonksiyonları gerçekleştiren bir insan örneğiyim.
Birkaç iyi özelliğimi kendi adıma kötüye kullanmaktan hiç çekinmem. Bu Büş ne diyor? Açıklayayım izlinizle:

GÖZLEM
Gözlem yeteneğim var. Ama aşırı derecede. Ben herhangi bir yere bakarken dahi görüş açımı kapsayan tüm şeyi görebiliyorum ya da gözlemleyebiliyorum. Dersiniz ki göz var herhalde görüyorsundur. Fakat bu normal bir şey değil. Örnekle açıklayayım.
Örneğin okulun bahçesindeyim. Oturuyorum ve bir arkadaşımla konuşuyorum veya kitap okuyorum. Yanımda oturanların seviyesiz sohbetini algılarım, çaprazımda yere çöp atan aciz çocuğu fark ederim, karşımda basketbolu sırf kızlara hava atmak için oynayan sonra dikkat çekmediğini fark edince parmağı incindi diye kolu çıkmış gibi davranan erkekleri görürüm, karşımdaki bankta sırf havalı görünmek için -bu gençliğin genel kaygısı hava yok mu Allah'tan paralı değil- okuma kitabı taşıyan çocuğu algılarım... Daha sayayım mı hani böyle o kadar çok insan var ki. Tek amacı ucuz bir insan olmaya çalışmak.

Ben böyle insanları fark ediyorum. Birde analiz raporu çıkarıyorum onlara. Yapıştırıyorum öylelerine bu insan değil damgasını -benim standartlarıma göre insan değil artık kendimi ne sanıyorsam(!)- o benim için artık bir hatalı ürün oluyor. Tabi ben öyle bir şahısım ki böyle insanları yüzüne bakıp ikiyüzlü olmak gibi bir seçeneğim varken, onlardan hoşlanmadım halde yüzlerine gülmek varken gidip hislerimi belli edecek derecede tavır takınıyorum ve seviyeli davranıyorum. Ne yapayım kardeşim Büş'ü annesi olgun doğurmuş.

Tamam Büş her şeye evet. Sen adamı gözlemle, sevmediğin hareketleri varsa muhatap olma tamam. Peki neden daha fazlasını istiyorsun ki?

Ne mi istiyorum? Ben istiyorum ki benim gözümde değersiz ve toplumda yeri olmaması gereken gereksiz insanlar diğer insanların gözünde de benim gördüğüm gibi olsun. Onlar da değer vermesin, benim gibi tavır alsın ki o kendini bir şey sanan insanların ne kadar seviyesiz olduğu anlaşılsın. Ama yok kardeşim şu dünyada bir tek Büş böyle düşünüyor birde üstüne dışlanıyor. Yazık ama Büş'e.

Ama ben mevzuyu sonradan çözdüm. Meğer benim gibi düşünmeyip benim sinir olduğum insanlarla yakın olan, onları insandan sayan aksine beni ezik ve sanki kötü olan, yanlış yapan benmişim gibi davranan insanlarında aslında o benim değer vermediğim insanlardanmış. Tabi öyle x'li olan insanlar yine kendi gibi x'li olan insanla takılıyor. İşte sonra efendim Büş niye yalnız. Sonra Büş'e nasıl katlanıyorsunuz siz? Kim bu siz olmayan sizler var etrafımda aman Allah'ım.

Böyle işte sonra Büş böyle adi bir insan (!).
Şaka maka ben de kötü bir insan olabilirim. Sen de olabilirsin. Onlarda olabilir. Ama önemli olan kötüden veya iyiden sonra gelen insan kelimesini oraya koyabilmek.

Kötü ya da iyi bir insanım. Onlar kendilerine göre kelebek bana göre bir böcek. Ben mi neyim işte tüm bunları gözlemleyen ve yazan Büş.

Büş atarı basar ve gider.

Verdiğim geçici rahatsızlıktan dolayı özür dilerim.



4 Aralık 2013 Çarşamba

ORTAYA KARIŞIK BÜŞ

'Gök kuşağının tüm renklerini saçlarına dağıtsam hala siyahı ister misin?'

Gülüyoruz, ağlıyoruz. Şu fani dünyada hemen hemen her duyguyu yaşıyoruz. Mutlu olmak varken, gülümsemek ve neşeli olmak varken hala somurtuyoruz. Birde şöyle söylüyoruz. 'Eğer biraz ağlarsam rahatlarım.' Gerçekten öyle mi? Bakın benim bir sözüm var:

'İnsan üzgün olduğu için ağlamaz mutlu olmak için göz yaşı döker.'

Düşünmeliyim düşünmeliyim. Ne düşünmem gerektiğini bile düşünmeliyim. Tahmin edersiniz ki benim bir tane beynim var. Sizin de öyle olduğu gibi.,

Bugün ne yaptım eve dönerken biliyor musunuz? Çok komik ve küçük bir durum. Boğulacak gibiydim sıkıntıdan ve stresten. Hava kararmıştı ve buz gibi bir hava vardı. Eve doğru yürüyorum aheste aheste ve içimden sürekli nefret söylemleri geçiyor. Dedim ki böyle olmamalı Büş. Yani insanlar istediği için değil de kendi istediğim için yaşamalıyım bazı şeyleri. 
Yürürken, bir hedef belirlemiş yürürken nasıl hissedersiniz. Kendinizi eve veya markete giderken hayal edin sadece ilerlersiniz ve duraklamazsınız. Yani herhangi bir şey olmadığı sürece. Ya da geri geri gitmezsiniz hedefinizin zıttı olan yöne.

Ben işte bundan bile sıkılmıştım. Bu nedenle hedef olarak belirlemiş olduğum yeri arkama aldım ve ters yöne yürüdüm tekrar düz gittim tekrar aksi yöne...
Bu beni mutlu etti. Anlarsınız ya ben kuralları çiğnedim bir nevi.
Sonra o anda kaçıp gitmek istedim, terk etmek. Sonra düşündüm ben kimsen kaçmaya çalışıyorum? Nereye gidersem gideyim bedenim ve ruhum benimle gelecek. Kendimden kaçmaya çalışırken ne anlamı var ki gitmenin. Aciz bedenim hep beni takip ediyor. Benim şuursuzluğumu.

Böyle işte kelin merhemi olsa kendi başına sürermiş. Ben sadece düşünce dağıtıyorum sizlere yardımcı olanları alın kalanını ise bir başkasına verin. Sizin işinize yaramayan bir başkasına ilaç olabilir.

Kendi sözlerimi paylaştım bugün giderken bir söz daha yazayım ve gideyim. Kendi çaresizliğimi anlatan belki de size çare olan...

'En çok korkmaktan korkuyorum ve bu nedenle korkuma sığınıyorum yalnız kalmamak için.'





1 Aralık 2013 Pazar

BOŞ KAFA BÜŞ

Merhaba ben boş kafa Büş.
Görüşmeyeli uzun zaman oldu. Hepimiz insanız ve kendi hayat düzenimiz var. Ya da kendi hayat düzensizliğimiz içerisinde ayakta tutmaya çalıştığımız bir birey apartmanımız var. Ben ikincisine aday olabilirim.
İşte birde yalnızlığımla boğuşurken sizin yokluğunuz beni çok üzdü. Sizler benim arkadaşımsınız öyle ya da böyle.
Geziye gittim bu arada Ankara-Eskişehir-Konya inşallah sizinle paylaşabilirim gezim ile ilgili şeyleri fakat objektif bakmam için dinlenmeye ihtiyacım var. Belki hiç yazmam.
Ayrıca kendimi keşfettikten bir şeyler yazdıktan ve bloğumu açtıktan sonra okulda düzenlenen yaratıcılık vs... kursuna katıldım umarım size daha hoş şeyler sunabilirim. Bunları sırf ölmediğimi bilin diye yazdım ki kiminizin umurunda bile değilim. Yine de teşekkür ederim bu satıra kadar yer yer sıkılıp gözlerini devirdiğiniz halde okuduğunuz için.

Büş gider yeşil bir yolda
Yol dediğinde 3-4 demet yonca
Bakmayın Büş'ün  yalnızım dediğine
Çok var sizin gibi güzel okuyucu onda