Cute Light Pink Flying Butterfly

Translate

27 Ekim 2013 Pazar

Yağmura Küstüm


Kırık bir kalbim var benim. Kime olduğunu hiç bilmediğim. Küstüm rüzgara ve yağmura... Uçuşturamıyor saçlarımı. Yetmiyor gücü buna?
Ya yağmura ne demeli niçin ortak olmuyor benim göz yaşlarıma? Herkes gördü işte düşen damlaları, neden saklamadın benim yaşlarımı?
Yok, hayır ben ağlamıyorum. Neden ağlayayım ki? Evet acı var Dünya'da, acımasız insanlar var evet. 
Zor hayat biliyorum çok zor ve sevgisiz. Evet arkama bakmamalıyım biliyorum, sürekli devam etmeliyim. Fakat ya bir şey düşürdüysem ardımda? Ya bu düşen şey kalemimse, defterimse? Ya kalbimse?
Eğer kalbimse ne olacak? Geri dönüp alsam olmaz mı? Yoksa dönsem çok mu geç kalmış olacağım? 
Düşürdükten sonra kırılmıştır ama değil mi? Kırılıp paramparça olmuştur değil mi? Dönemem ben geriye.
Biri arkamdan kalbimi de alıp gelse tamir ettirse ve bana geri verse? Vermez değil mi? Kalbim onda kalır ve istesem de vermez. Zorla alırım ondan ve canım acır. Onunda canı acır.
Bu kadar zor mu yağmur? Göz yaşlarımı gizlemek? 
Tamam gizleme. Tamam ağlayacağım ben. Evet yalan söyledim ağlıyorum zaten. Tamam kalbim geçmişte kalsın. İstemiyorum kimse tamir etmesin.
Ama rüzgar sana küsmüyorum ben. Saçlarımı uçurmanın zor olduğunu bende biliyorum. Küsmedim sana.



26 Ekim 2013 Cumartesi

KURT İLE KUZU



Dinleyin...

Bir dağın önüne iki bulut, köşede bir güneş ve sonsuz boşluğun bulunduğu bir zamanda bir kuzu ile bir kurt karşılaşmış.
Kuzu orada duruyor, kurt ise avlanmak için onu gözlüyormuş. Kurt onu izlerken kuzu tehlikenin varlığını hissetmiş ve başını kaldırıp etrafa bakınmış. O sırada kurdu görmüş ve göz göze gelmişler.
Kuzunun donup kalmış, gözlerinin kurdun gözlerinden bir türlü alamamış, biliyormuş kurdun ona zarar vereceğini hatta onu tek lokmada yutacağını, kurdun ise gözleri kuzunun gözlerinde hapis kalmış, ona bakarken açlığını hissediyor fakat bir adım atamıyormuş, tutulmuş kalmış.
Anlayacağınız aşık olmuşlar birbirlerine kurt ve kuzu.
Etrafta 2 bulut, bir güneş, bir dağ, kurt ve kuzudan başka ne bir şey varmış ne de bir boyut. 2'si bir resimde kilitli kalmışlar. Fakat bunu birbirlerinin gözlerine bakınca fark etmişler. Hayatlarının ne kadar basit ve boş olduğunu.
Kurt gözlerini kuzudan ayırmadan ve tek bir adım atmadan bağırmış:
'Seni yiyeceğim biliyorsun değil mi?'
Kuzu cevap vermiş gözlerini dahi kırpmadan:
'Biliyorum.'
'O zaman niçin kaçmıyorsun?' demiş Kurt biraz açlığının verdiği sersemlikle birazda kuzunun gözlerinin oluşturduğu sarhoşlukla.
Kuzu cevap vermemiş, verememiş fakat kurdun güzel sesini bir kez daha duymak için ağzını açmış ki, kurt yere yığılmış. Kuzu öyle çok korkmuş ki ona bir şey olacak diye hızla yanına gitmiş.
'Git, gelme, uzaklaş benden!' diye haykırmış kurt.
Kuzu kırılmış fakat ona zarar gelmesini istemiyormuş.
'Ye beni.' demiş kuzu. 'Yoksa açlıktan öleceksin.'
'Seni yeyip ölümünü izleyeceğime açlıktan ölürüm daha iyi.' demiş kurt.
'Senin ölümüne şahit olacağıma beni öldürmeni ve hayatına devam etmeni isterim.' demiş kuzu.

Sonra ne olmuş sizce? Sizce Kurt kuzuyu onu sevdiği halde ölmemek için yer mi? Ya da kuzu kurdun ölmemesi için kendi hayatından fedakarlık yapar mı? Nasıl olmalı sizce?
Sonunu ben söyleyeyim.
 Aşk acısından,
 açlıktan,
 sevdiğinin yaşadığı acının acısından,
 sevdiğini gösterememekten,
Her ikisi de ölmüş.


İSTİYORUM

Green Day dinlemek istiyorum.
Paramore dinlemek istiyorum.
One Ok Rock dinlemek istiyorum.
ELLEGARDEN dinlemek istiyorum.
CNBLUE dinlemek istiyorum.
FTISLAND dinlemek istiyorum.
Nightwish dinlemek istiyorum.
Apocalyptica dinlemek istiyorum.
Evanescence dinlemek istiyorum.
Royal Pirates dinlemek istiyorum.
Lunafly dinlemek istiyorum.
İstiyorum istiyorum. Tüm şarkıları dinlemek istiyorum. Tüm J-Rock'ı keşfetmek istiyorum. Rock ruhunu hissetmek istiyorum. Tüm müzik türlerini keşfetmek istiyorum.İstiyorum da istiyorum.

Aynı Yıldızın Altında okumak istiyorum.
Dost Ekmeği okumak istiyorum.
Sokak Kedisi Bob okumak istiyorum.
Yakut Kırmızı okumak istiyorum.
Senden Önce Ben okumak istiyorum.
Yeniden yeniden Çalıkuşu okumak istiyorum.
Tüm kitapları okumak istiyorum.İstiyorum da istiyorum.

Filmde izlemek istiyorum. Dizide izlemek istiyorum. Söyleyemeyeceğim kadar çok izlemek istiyorum.

Bunları istediğim gibi yapamıyorum. Özgürlük mü bu? Ya da iç disiplin mi? İstediğim şeyler kötü şeyler mi? Hayır. Kesin bir hayır. O zaman niçin yapamıyorum? Ben cevabı bilmiyorum. Size soruyorum. Sizde benim bu sorularımı hiç umursamıyorsunuz. Şu an çok duygusallaştım. Şimdi gideceğim ye yine bu istediklerimi yapamayacağım. Yapsam da sınırlı bir sürede yapacağım.

Sizde benim gibi misiniz? Benim gibi sınav öğrencisi, ders çalışmasa bile çalışması gerektiğini iliklerine kadar hissederek yaşayan bir acınılası kişi misiniz?
Eğer üniversiteyi kazanırsam mezun olduktan sonra sadece iş gideceğim, geleceğim ve
Kitap okuyacağım, milyonlarca dizi ve film izleyeceğim, tüm belgeselleri izleyeceğim, müzik indirip takip edeceğim, dil öğrenmek için sürekli çalışacağım ve daha az yemek yiyeceğim.
Özgür olmak için kanatlara değil, mesleğe ihtiyacım var.




http://www.youtube.com/watch?v=Uj40JrDrlpw (Dinleyin biraz gülümsetebilir...)


RESSAM



Asırlar öncesinde bir ressam yaşamış bu dünyada. Herkes ona işini sorduğunda ben renk dağıtırım dermiş.
İnsanlar bunu şaşkınlıkla karşılarlarmış.
'Nasıl renk dağıtıyorsun?'
'Sen boya mı satıyorsun?'
'Renk nasıl dağıtılır ki?'
O da uzun uzun anlatırmış mesleğini:
'Ben düşüncelere göre renk dağıtırım.
İnsanların siyah bir karamsarlığın içine düştüğünde beyaz boya ile açarım karamsarlığı, biraz pembe biraz da turuncu veririm umutla birlikte.
Küçük bir çocuk lacivert gözyaşları döktüğünde o yaşları mavi yaparım gökyüzü kadar berrak, ya da turkuaz yaparım deniz kadar uçsuz ve özgür.
Bir kişi mor bir yalnızlığa düştüğünde tatlı bir huzur veririm ona sarı ile, gülümsesin diye birazcık da bordo.
Kırmızı bir korkusu varsa bir kişininde tüm yeşili üzerine dökerim, ya da hangi rengi istiyorsa saçarım çırpınan kalbine, korkmasın diye.'
Kimse anlamazmış ressamın bu söylediklerini, ressamda bunların ardından bir cümle daha söyleyip uzaklaşırmış onu anlamayan tüm insanların yanından;
'İnsanların ihtiyacı olan tek bir renk değildir, tüm renklere muhtaçtır insan yalnızca canını o an yakan bir rengin yerine başka bir fırça darbesi ister. O darbe canını yakmaya başladığında da bir başkasını...'

18 Ekim 2013 Cuma

BAŞLIK BULAMADIM





Yazacak bir şey gelmiyor bu aralar ama fotoğraf çekmek istiyorum. Bu fotoğrafı geçen sene çekmiştim mesela. Bu resme bakınca huzur buluyorum. Sizde öyle oldunuz mu? 
Keşke daima bu yolları yürüyerek ilerlesek. Mesela bunu görünce aklıma yüksek bir dağda kendime ait gizli bir sığınağım varmış ve her gün buradan geçiyormuşum gibi bir his kapladı içimi. Böyle bir şey yok tabi ki zaten bunlar ya kitaplarda ya da filmlerde yaşanır. Çok mu karamsarım. Resim hiç karamsar değil aslında.
Film mi? Filmdeki hayatlar... Bunu istemeyiz bence. Yani dram filmi istemem ben. Komedi de çok duygusuz. Romantik... Bunun için fazla küçüğüm. Ama şu resim çok romantik bekleyin.


İşte bu:





 Çok hoş değil mi? Bayramda dedemlerin evine gittiğimizde çektim. Bu dedemlerin çatısı. Öyle hoştur ki anlatamam. Çok eski bir yer. Bende çok fazla anısı var. Çocukluğumda hep gördüğüm yerler bir kere. Çiçekler ne kadar hoş görünüyor. Bir kısmı kurumuş ama yinede güzeller. Bu çiçeğin adı neydi? Unuttum bilen var mı?
Ah şimdiden özledim burayı. Bu çatıda birde salıncak vardı. Binerken eskittik sanırım. Sonra kaldırdılar, bende büyüdüm tabi. Ama hala istiyorum o salıncağı. Daha torunlarım binecekti.



 Dedemin eski bir arkadaşı. Ne çok şey paylaştılar onunla. Hala da paylaşıyorlar. Bu araba çok eski gerçekten. Benden yaşlı. Ama öyle çok severim ki adamı sormayın gitsin. Bu arabanın içine girince öyle hoş bir koku var ki. Artık siz toz mu dersiniz yoksa anıların kokusu mu bilemiyorum. Ama bu arabanın içi bana huzur veriyor. Hiç bir pahalı taşıt aynı konforu veremez bana. Resmen aşığım bu arabaya. rengi de pek güzel canım. (Dedem çok aramış mı bu rengi merak ediyorum.)



Bu da benim başka bir bakış açım. Ağaca yaslandım ve baktım. Ah bu ağaç ne de güzel kokuyor öyle. Allah'ın yarattığı şu heybetli ağaç ne güzel bir şeydir öyle. Onun kabuğuna dokunmak hoşuma gidiyor rahatsız oluyor mu hiç bilmiyorum. Sorma nezaketine de girmiyorum. Cevap veremez ki. Hey kuşlara benden selam söyle.



Sonra kafamı kaldırıp gökyüzüne bakıyorum. Güneş var ama yakıcı değil. Hafif hafif üzerimize işliyor. Gözlerim kamaştı benim. Birazda duygulandım. Peki ya bu güneş yine kimi hatırlattı bana. Ya da neyi hatırlattı. Ah başım da ağrıdı. Kendine iyi bak güneş.




Ve o kadar güzel görüntülerin arasında yine odamdayım. Pencereyi izliyorum. Mutsuz değilim. Mutlu hiç değilim. Duygularımın bir ağırlığı yok veya birbirini dengeliyor. O kadar anıdan sonra tekrar odama, okuluma, dershaneme ve kitaplarıma döndüm.
Şükretmeliyim. Gülümsemeliyim. Sevinmeliyim. Evet bunları yapıyorum fakat içimdeki genç asilik kanı fışkırmak istiyor. 
Merhaba pencerem. Sakın hayallerimin dışarıya akıp gitmesine izin verme.
Merhaba gökyüzü. Sakın ben gelmeden senin yanına sönme.
Bekleyin beni geliyorum yanınıza. 

16 Ekim 2013 Çarşamba

SADECE YAŞIYORUM

Nefes almadan yaşıyorum hayatı.
Almıyorum en küçük bir anı bile kaçırmayayım diye.
Nefes almıyorum çünkü vermek zorunda kalırım diye.
Almıyorum alamıyorum yaşamak daha değerli gelsin diye.
İstemiyorum almak dünyayı daha fazla kirletmeyeyim diye.

Bakmadan yaşıyorum hayatı.
Etrafıma hiç bakmıyorum, kapatıyorum gözlerimi.
Değerlensin diye göremediğim ucubelikler.
Görmüyorum çünkü daha güzel olsun diye dünya
Renkler daha canlı olsun diye, yada insanlar

Duymadan yaşıyorum hayatı.
Neden duymak isteyeyim ki kötülükleri,
Neden duymak isteyeyim ki ölüm haberlerini
İnsanların bağırıp, haykırmalarını ya da araçları,
Neden isteyeyim ki nefreti, hüznü, kederi

Düşünmeden yaşıyorum.
Dünüm var benim ama hatırlamıyorum.
Bugünüm var benim şu an yaşıyorum.
Yarınım var benim ama ulaşamıyorum.
İstemiyorum da zaten, sadece yaşıyorum.



15 Ekim 2013 Salı

CEVAP VEREMEDİM

Ağladım dün gece
Yıldızlar uyandı sesime
Gidin rahat bırakın beni dedim
Dinlemezler ki hiç beni
Başıma üşüştü her biri
Sordu içlerinden en irisi
Kim incitti seni
Cevap veremedim

Güldüm dün gece
Kimse gelmedi yine
Saatlerde gülümsedim yinede
Eğlendim kendi kendime
Ay ışığını yansıttı gözüme
Uyu artık dedi
Kapat gözlerini
Uyandıracaksın herkesi
Ne seni bu kadar eğlendiren
Cevap veremedim

Şaşırdım dün gece
Kuşlar gitti bir yere
Aradım bulamadım
Nerede benim sarı saçlım
Etrafıma bakındım
Baykuş geldi yanıma
O gitti ben varım artık burada
Sevmedin mi yoksa beni
Cevap veremedim

Saçmaladım dün gece
Uyandım karanlığın dibinde
Bakındım etrafıma
Hani nerede turkuaz nerede pembe
Cevap vermedi kimse
Aldım elime ayna tuttum dünyaya
Nerede renklerin
Neden hepsi sende
Bana da göstersene biraz
Cevap veremedi

Bende sustum bu yüzden
Cevap bulamadım ki
Cevap vereyim
Unutmuşum konuşmayı
Yazmayı seçtim
Korktuğum için gittim
Neden saklandın dediler
Cevap veremedim
Öldüm sandılar
Bende sustum



12 Ekim 2013 Cumartesi

KELEBEK

Sihir var parmak uçlarımda.
Ama siyah renkli toz gibi.
Böcek sihri imiş adı.
Ne iğrenç isimsin sen öyle dedi biri.
Serptim asıl kendi iğrenç olan o insana.
Ona ve onun gibilere.
Serptim böcek tozunu.
Kelebek oldular
Rengarenk kelebekler
Kelebekte böcek değil miydi?
Kelebek olmaktan mutlu, böcek olmaktan mutsuz musun?
Git o zaman, git buradan.
Sen hem kelebeksin hem böcek.
Kabullen bunu.
Ya bir hiçlik ol ya da her ikiside.
Kabullen çünkü sen busun.
Kendin olmamak ümitsizliğin dibi.
Kendini tanı, tanıdıktan sonra kabullen.
Kimsin sen?
Ben kimim?
Sizin sihrinizi serpen kişi.
Adım yok benim.
Sen nesin?
Kelebek misin?
Böcek mi?
Her ikisi mi?
Benim gözümde böceksin çok mu kötüyüm?
Kendi gözünde kelebeksin hak ediyor musun?
Özgür olmak mı istiyorsun?
Dilediğin kadar özgür olduğunu zannet
Uç gökyüzüne, kırlara, ormana.
Özgür olduğunu zannet sen,
Bir günlük ömrün var.
Yok olmak için yaşama.
Yaşarken yok olacağını bil.
Kelebek olduğun için sevinme.
Böcek olmayı küçümseme.
Seni de O beni de O var etti.
Kim kaçabilir ki?
Uç bakalım, seni hain.
Ölünce böcek olduğunu da,
Kelebek olduğunu da unutacaksın.
Uç bakalım.
Ya da uçtuğunu zannet.

GECENİN LACİVERTİ

Son kez mutlu oldum.
Soğuk bir yaz gecesinde.
Yalnız değildim, yanımda yalnızlığım vardı.
Korkmuyordum mutlu olmaktan.
Çıplak bir cesaretim vardı yanımda, savunmasız ama gerçek.
Ağlamadım ben, çünkü gökyüzü gülümsemediği halde eşlik ediyordu sükunetime.
Nefes alıp verdim ama derinden değil. Derinden alırsam içimdeki acıların ortaya çıkacağını düşündüm.
Kapattım gözlerimi baktım kalbimle geceye.
Neden bu kadar güzelsin sen böyle.
Yanında kimse yok mu senin?
Benim yanımda kadim dostum yalnızlık var.
Yazık ama sana, bir diken gibi batmıyor mu ışıltılı yıldızlar?
Yakmıyor mu onların parlaklığı canını?
Zor mu senin içinde nefes alıp vermek?
Tamam sorularımla sıkmayacağım seni.
Mutlu olmuştum değil mi?
Evet olmuştum.
Gecenin lacivert rengi bana birini hatırlattı.
Sarımsak kokulu bir anıydı o biri.
Küçük beynimin bir köşesine saklanmış.
Yazık değil mi benim küçük beynime gözümde değersiz insanı taşımaya?
Yazık tabi hemde ne yazık.
İşkence ediyorum ben ona.
Attım gecenin lacivertine.
Git dedim nereye gidersen git.
Yanlış anlama kalbimde değerlisin ama beynimde yerin yok senin.
Git bu yüzden laciverte.
Sen benim için hiç pembe olmadın ki. Yada mavi.
Siyah da olmadın, olamazdın. O kadar kötü değilsin.
Sen anca laciverti hak ediyorsun.
Git bu yüzden.
Özlersem bakarım gözlerim kapalı bir şekilde gök yüzüne.
Git bu yüzden gelme.
Mutluyum.
Gittin küçük beynimden.
Uzaklaş ve gelme.
Yıldızlar kayarken canını yaksınlar daima.
Ama ağlama.
Ağlarsan kış gelir, yağmur gelir.
Ama ben tatlı bir yaz gecesindeyim.
Ağlama.
Ağlarsan bende ağlarım.
Ağlama.
























(Rhone Nehri Üzerinde Yıldızlı Bir Gece-Vincent Van Gogh)

4 Ekim 2013 Cuma

GECE VE GÜNDÜZ


Geceyi seviyorum. Çünkü gündüzün sıcak tavırlarını ve insanın içini ısıtan gülümsemesinin değerini anlıyorum bu sayede.
Geceyi seviyorum. Bu şekilde gündüzün gösterdiği şefkatin değerini anlıyorum.
Geceyi seviyorum. Karanlık sokaklarda yürürken sahip olmaya çalıştığım cesareti ve gücü gündüzde kullanmama gerek yok..Gündüz beni tüm karanlıktan sakınır çünkü.
Geceyi seviyorum. Çünkü saklar gündüz benim geceleri düşündüğüm tüm korkuları.
Geceyi özlüyorum ayrıca. Gündüze duyduğun sevgiyi beklerken onun dostluğuna ihtiyacım var çünkü.
Geceyi bekliyorum. Bekliyorum çünkü siyah tül örtüsünü üzerimden kaldırmazsa nasıl kavuşurum gündüzüme.
Geceyi hep seviyorum. Işıl ışıl parıldayan yaldızlı ve yumuşak battaniyesini gündüzü beklerken üzerime örtüyor çünkü.
Geceye ihtiyacım var. Gündüzün güneşinin yokluğunda dolunaya tutunuyorum çünkü.
Gece olmasa nasıl gündüze kavuşma arzusuyla yanıp kavrulan yüreğimi serinletebilirdim.
Gece olmasa nasıl gündüze karşı olan derin hislerimi açıklayabilirdim.
Ben bu yüzden seviyorum geceyi...
Gece benim için gündüze açılan bir kapı...
Gündüzsüz yaşayamam ben...
İşte bu yüzden çok seviyorum geceyi.